Okumadan Geçme

Facebook

28 Şubat 2013 Perşembe

Kelebektim, tırtıl oldum.

Bu mısra Kelebeğin Rüyası adlı filmden hemen sonra yazılmıştır. Filmle hiçbir alakası yoktur. Sadece mısradır.

İnsan mı incelir zamanla,
Yoksa gevşer mi donun lastiği,
Niye durmaz ki alıştık götte don,
Böyle mi yazılmış bizim için son.

8 Şubat 2013 Cuma

Bizim Büyük Çaresizliğimiz

O zamanlarda da en az bugünkü kadar mutsuzduk. Okulunu fazlasıyla uzatmış, okuldan ve hayattan fazla bir beklentisi kalmamış adamlardık.

ÇGHB'daki teknik direktör skecini izlerken "look at the tabela bak berabere oldu" deyişini "Nükhet Duru'lu bişey diyo ama ne" diye çözmeye çalışıp gülme krizine girmemiz. Yerde sürünüyorduk gülerken, bırak gözümüzden yaş gelmesini, karın ve yüz kaslarımız kasılana kadar, yüzümüzde o güldüğümüz ifade saatlerce kalacakmış gibi olana kadar gülmüştük. Birbirimize o denli açıldığımız ilk gece, sabah 10'a kadar muhabbet ettiğimiz gece hani, hayatımda hiç unutamayacağım gecelerden birisi. Hayata karşı umutsuzluğumuzdan, beklentisizliğimizden, insanlara karşı nefretimizden, sorguladığımız herşeyden bahsettiğimiz o gece. Sen evin en küçük çocuğuydun, bakkala bir şey almaya hiç gönderilmeyen, bense en büyük çocuğuydum evin, bakkaldan alınacak şeyleri almaya gönderilendim her zaman. Sen doğudan gelmiştin, ben batıdan gelmiştim Kayseri'ye. Farklı şehirlerden aynı şehire gelmiştik ve aynı yolda yürüyorduk senle. Bunun tespitini de Ciğerci Mehmet'te yediğimiz yemeğin ardından yaklaşık 3 saat süren konuşmamızda yapmıştım ben. Sahi o gün orda yediğimiz yemekten sonra 3 saat boyunca oturmamıza ne demişti acaba oranın çalışanları, çok küfür yemişizdir, ne dicekler başka.

Parasızlığımızdan kesilen internet yüzünden kendimizi doğaçlama video çekmeye vermiştik 2-3 gün boyunca. O dönemde ortaya çıkan nadide eserimiz Sanattan Bir Gıdım'ı izledim geçenlerde, aynı anda güldüm ve ağladım. Bu yazdıklarım da onu izleyince çıktı ortaya aslında.
Yüzyılın takımı, muhteşem Barcelona'yı izlerken, o takıma bile kusur buluyorduk. O takımın kusuru tabiki de sağ taraftan yaldır yaldır gelen Dani Alves'in, yaptığı ortaların en az yarısının tribüne gitmesiydi. İki gece peşpeşe sigara içmek için salona geçtiğimizde, televizyonu zaplarken TV8'de The Pianist'e denk gelmiştik, ikisinde de sonuna kadar izlemiştik belki 10. izleyişimiz olmasına rağmen, bırakamamıştık bi türlü.

Sen bana göre daha da garip adamsın, hani bana hep der dururdun "ne adamsın lan" diye, sen benden daha da ne adamsın ama ben sana hiç dememiştim bunu. Al işte şimdi diyorum "ne adamsın olm lan". Ararım açmazsın, mesaj atarım cevap atmazsın, bir buçuk yıl oldu hiç konuşmadık. Anlıyorum ama açmamanı da, açsan nolacak ki? Son görüştüğümüz zaman, benim Kayseri'den pılımı pırtımı toplayıp Düzce'ye döndüğüm, senin benim çok iyi ses veren kulaklığıma binbir acitasyonla çöktüğün gün. Hala o kulaklık kadar iyi bi kulaklık bulamadım lan ben.

Parasızlığımızı, tütün sarmalarımızı, tütün gibi tükenen zamanı.. Çok özledim lan, çok. Çok dağınık yazdım, çok da dağınık adamım zaten, anlarsın sen beni.

Ben bu yazıyı yukardaki haliyle yazmış ve henüz yayınlamamışken sen aradın geçenlerde. 50 dakika konuştuk lan telefonda, telefonda konuşmayı sevmeyen sen ve ben.