Okumadan Geçme

Facebook

saçma sapan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saçma sapan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2011 Perşembe

Gece Vardiyası


Önder ve ben, 1.5 yıl öncesi. Gece vardiyası, gündüz vardiyası demeden çalışmıştık fabrikada. Ben bu video'yu gece çektik diye hatırlıyordum ama, gündüz çekmişiz galiba, arkadaki camlardan sızan ışıkları görünce. Aslında tam gece kafasıymış bizimki. Bize her an geceymiş. Kafamız hep güzelmiş. Forklift'e bak hizaya gel.

Düzeltme: Önder gece çektiğimiz konusunda ısrarlı.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Nerde Kalmıştık?

Şafak 30'un altına düştü. Üniversitedeki 7. senede nihayet mezun olma şafağı tabi. Mezun olup bu şehirden artık kurtulmam için kalan gün sayısı. Üniversitemizin Bahar Şenliği adındaki kandırmacası başladı bu sıralar. Adı Bahar Şenliği ama havalardan dolayı Bahar'a ve kampüsün herkese açık olmasından dolayı Şenlik'e dair bir şey görmek zor oluyor. Yeri bilmiyor olanlar için söyleyeyim; Erciyes Üniversitesi. Bizim okulun şenliği Sucuk Şenliği oluyor daha çok. Zamanında Özlem Tekin "burası sucuk kokuyo, burası dönüyo, Kayseriiiiiiiiiiğ" diye yavşak yavşak bağırmış ve tescil etmişti.

Herkese açık olan bu tip konserlerde; illa ki yanında bir yerlerde sahnedeki grupla-sanatçıyla alakasız tipler olur. Saçma sapan hareketlerde bulunurlar, şarkıyla alakasız hoplar zıplarlar. Yani bizim burdakilerde hep öyle oldu. Atletle dolaşan birbirinin omzuna çıkıp "Veğaaaaaaa seni seviyorum" diyen amcaları da gördük. Yanındaki en az kendisi kadar kro olan kız arkadaşına hava atmak için "Süleyman bak ben de aynı bunun gibi çalıyorum davulu" diyen ergenleri de gördük. Apaçi dansını ileri boyutlara taşıyan crazy dance in Kayseri türü figürleri ortaya koyanları da. Tabi bir de kızları taciz etmek için gelir böyle tipler buralara. Kızları elleyip kaçanlarla dolu oluyor ortalık.

İki Athena konserinden bahsetmek lazım şimdi. İlki 2005'te Fanta Festivalindeki. O yıl ki albümlerini yeni çıkarmışlardı ve o albümden şarkıları ilk kez o konserde dinlemiştim ve albümü alacak kadar beğenmiştim. Diğer konser ise geçen yıl sağanak yağış altındaki konserdi. Pis albümü yeni çıkmıştı bu kez. Bu kez albümü 1-2 kez dinlemiştim ve beğenmemiştim o ilk dinleyişlerde. Ama konserde yine sevdirdiler albümü. Albümün de ötesinde, yağmurun da katkısıyla belki de en keyif aldığım konserdi hayatımdaki. Donumuza kadar ıslanmıştık ve bu daha da keyifli hale getirmişti. O akşam için kendimizi 4-5 yaş daha gençmişiz gibi hissetmiştik. Ertesi gün ağrıyan yerlerimizle ulan yaşlanmışız demiştik. Yaşlandık dediğimiz de 24'tü ha.

Böyle götü başı ayrı bi yazı çıktı ortaya. Niye yazdım ben de bilmiyorum.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Anlamsız #2

2 aydır giymediğim pantolonumun cebinden çıkan 2.5 lira; beni ne kadar mutlu ettin bilemezsin.

"Bu 2.5 lira beni yaşatmaz, bari öldürsün" diyerek 1 paket sigara aldım. O 2.5 liranın üstüne arkadaştan aldığım 2 lirayı ekleyip de tabi.

28 Nisan 2011 Perşembe

Bahane Bunlar


- Hayrola saçın başın dağınık..
+ Dün gece arkadaşlarda kaldım da.
- Ooo keyif yaptınız demek?
+ Yok keyiften değil, elektrik faturasını ödeyemediğimiz için elektrikleri kestiler de.
- Sorumsuzsunuz, sorumsuz.
+ Yok sorumsuzluktan değil, parasızlıktan.
- O zaman çalışmıyorsunuz, gerekli parayı kazanmıyorsunuz.
+ Yok çalışmamaktan değil, gelir azlığından..

"Hayrola saçın başın dağınık?" sorusuna "sabah evden çıkarken aynaya hiç bakmadım, farkında bile değilim" deseydim bu diyalog hiç gerçekleşmeyecekti.

Tamam itiraf edeyim, bu diyalog aslında gerçekleşmedi. Sabah asansörün aynasında kendimi görünce kurduğum diyaloglardı bunlar. "Hayrola saçın başın dağınık" diyerek başlattığım ve soru cevap şeklinde devam ettirdiğim. Daha da devam ettirebilirdim de özdeyişten çok da uzaklaşmayayım dedim.

Sonuç olarak; "Bahane göt gibidir, herkeste en az bir tane bulunur."

Ha evet deliriy..

7 Nisan 2011 Perşembe

Memurluk Hayatına Hazırlanma Sınavı


Yazılı sınavdaki şifreleri çözen(daha önceden bilen) adaylar arasında mülakatla memur alımı yapılacaktır. Mülakatlar 1 hafta boyunca; ev ve iş yerinde memurluğa başlanmış gibi yapılacaktır.

Adayların sahip olması gereken özellikler şunlardır:
* Solitaire oynama becerisi. (Olmazsa olmaz)

* Düzenli yatma ve kalkma saati becerisi.

* Sistemde sorun var diye vatandaşı bekletme becerisi.

* İki parmak klavye kullanabilme becerisi. (Tercihen orta parmaklar)

* Vatandaşı imzadan imzaya koşturabilme; bunu somurtarak ve anlaşılmayacak kadar hızlı söyleyebilme becerisi.

Sınav sonuçları bu kriterlere ve bir cemaate mensup olma özelliklerine göre değerlendirilecektir.

1 Mart 2011 Salı

29 Şubat Facebook Mağduru

Daha önce söyledim mi emin değilim. Facebook'ta doğum günümü 29 Şubat olarak ayarlamıştım. Bu tip özel günlere bakışımı da yazmıştım daha önce. 29 Şubat yapmamın 2 nedeni vardı. 1.si; 4 senede 1 olacak olması. 2.si; 29 Şubat olarak gözüken doğum günümü gören kişilerin bunu ciddiye alıp, kutlayıp kutlamayacağıydı. Merakla bekliyordum 29 Şubat 2012'yi.

Ama hayat gibi facebook da şakalar yapıyor işte. 28 Şubat'ın sabah saatlerinde Facebook'a girdiğimde 6 tane özel mesaj vardı. 3-4 tanesi "doğum günün kutlu olsun" içerikli. 1-2 tanesi de "gerçek doğum günün bu değil di mi?" içerikli. Bari 1 Mart'ta gösterseydi doğum günleri arasında.1 gün önceden de noluyo canım.

Güldüm ben de işte. Bu kadar.

Ha bu arada duvar denen şey kapalıydı tabi. Pes etmeyip mesaj atarak kutladılar sağolsunlar.

17 Şubat 2011 Perşembe

Moda Sahillerinde

Şimdi sizlere modanın inceliklerinden dem vurayım biraz.
Kalem: Eften Püften Başarılar #1'de bahsettiğim sınavdan hemen önce 1.5 liraya aldığım kutsal bir kalem.

Ajanda: Ersin'den aldığım ara sıra kullandığım ajanda.

Bu kısımda ise üzerimdeki kıyafetleri irdeliyoruz. Hani fotolar çekinip yüzlerini paint'te kesiyorlar ya. Ben kendi yüzümü kesmeye kıyamadığımdan fotoğrafı çeken arkadaşa "yüzümü alma" dedim. Yine de çenem görünmüş azıcık. Deşifre olacağım inanamıyorum. Neyse üzerimdekileri irdeleyelim şimdi sırayla. İrdelenmedik kıyafet bırakmayacağım.

Deri Mont: Markasını bilmiyorum. Manevi değeri büyük, maddi değerini de bilmiyorum. Ersin'in abisinin montuymuş vakti zamanında. Ersin'de görünce ve giymediğini farkedince çöktüm hemen tabi.

Pantolon: Markası Levi's. Ersin'in pantolonuydu bu da. Benim pantolonuma göz koyduğu için değiş tokuşa girmiştik. Garibim benim pantolonu ağaçlara tırmanırken ilk giyişte yırtmıştı. Ersin'in Adana'yla ilgili yazısında mevcut, pantolonun yırtık halinin caps'ini isteyenler için. Sonra da çemkirmişti verdin bana yıpranmış pantolonu diye.

Kazak: Markası Mavi. Bunu da Ersin'den çordum. O da benim kazağımı çordu tabi karşılığında.

Ayakkabı mı? Bir tek o'nu kendim aldım işte.

Ersin olmasa üstsüz dolaşcakmışım. Ben bunu farkettim. Ya da dekolte işte. Töbe töbe.

* Bu yazı moda bloglarına ithafen yazılmıştır.

14 Şubat 2011 Pazartesi

M.Ö. 14 Şubat XY

Milattan önce xy(bilinmiyor işte) yılının, bir 14 Şubat günüydü. Müzik sayesinde bir kızı kendine aşık eden, kız ayarlayan bu delikanlı nelere sebep olacağından habersizdi. Ağacın başında dururken eliyle ağacın gövdesine vurarak ritm tutan bu yağız delikanlının yanına gelen genç kız, ona hayran hayran bakıyordu. Nasıl yaptığını soruyor, çocuk da yetenek işi olduğunu söyleyerek bir yandan havasını atıyor, diğer yandan da ufak bakışlarla kızı kesiyordu.

Çocuk o anda oracıkta bir şarkı besteledi;
Ne olmuş nasıl olmuşsa, aşık olmuştu genç kız.
İşte böyle bir durumda, müzik yapan çocuğa.

Bu şarkıyla beraber kız yelkenlerini tamamen suya indirdi. Çocuk dünyada müzik sayesinde kız ayarlayan ilk adam olarak tarihe geçti. Çocuk bunun gururunu yaşarken, kız duygusallığın dibine vurarak "bugün bizim günümüz olsun, sevgililer günü olsun" dedi. O gün bugündür 14 şubat sevgililerin kutladığı bir gün haline geldi. Bazı kendini bilmezler "şu olay 15 gün sonra gerçekleşmiş olsaydı da 4 yılda bir kutlasaydılar, hem masraftan hem de curcunadan kurtulmuş olurduk" demeye devam ediyorlar.

Günümüzde müzik sayesinde kız ayarlayanların sayısı her geçen gün artıyor. İbretül-versite'deki çocuğun ise hala arayışta olduğu, çalmadık enstrüman bırakmadığı ama yine de aradığını bulamadığı gelen haberler arasında.

11 Şubat 2011 Cuma

10 Günlük Yalnızlık Raporu

10 gündür evde yalnızdım. Ev arkadaşlarım tatillerini yaparken, ben ders kaydı için erken geldim ya hani. Bi' işe de yaramadı ya neyse. Yalnızlığı severim ama çok uzun süreli olunca da bazı açılardan sıkıntılı olabiliyor.

En kötüsü de yemek meselesi. "Açlık sınırım, tembellik sınırını geçmedikçe" yemek yapasım gelmiyor. Gerçi biraz abartı oldu bu cümle, benim tembelliğimde bir adam için. Tam olarak öyle olsaydı Afrika'lı çocuklar gibi olurdum hepten. Neyse işte. Tek başıma yemek yapmak ve o yemeği yemek sıkıcı ve uğraşa değmez gibi geliyor bana. Tek kişilik yemek yapmak müsriflikmiş gibi geliyor. Yedi Numara'daki Recep'in deyimiyle "müsrüflük". Yok yok aslında bu da değil. Tek kişilik yemek yapmayı sevmiyorum. Azıcık yapıyorum, tek başıma bitiriyorum filan. Sarmıyo beni.

Yanımda birisi daha olacak, onunla yarışa gircez, doymama telaşı içinde yicez, birbirimize "bitirdin lan, bırak da ben yiyim biraz" dicez filan. Yemek bittiğinde ikimizin de karnı şişmiş olacak, kanepeye yayılmış halde mayışcaz.

Sonuç: Tek başına yemek yemek çok sıkıcı!

Sırf bu yüzden akşamları aç olduğum halde; üşendiğim ve sadece kendime yemek yapmayı uğraşa değer görmediğim için yemek yemeden yattım. Ertesi gün saat 4-5 civarında yediğim tek öğünde hayvan gibi yiyince aynı şey ertesi gün için de geçerli oldu haliyle. Annemin tabiriyle "karnıma sulu yemek girmedi" bu süre içinde.

Bu şekilde 10 gün filan yaşadım. Dün akşam ev arkadaşlarımdan Taner geldi ve "hadi yemek yiyelim" dedi. Ona öyle hevesli "tamam yiyelim" dedim ki. Sanki 1 haftadır yemek yememişim, en sevdiğim yemeği yiyecekmişim gibi. Gitti aldı marketten malzemeleri, yemeği yaparken de bildiğin keyif aldım. Sevgimi kattım, küçük sürprizler hazırladım.

Yok be yok inanma. Yine şu hormonlu domateslerle menemen yaptım işte. Ama 2 kişilik yaptığım için hevesle yaptım harbiden. Demek ki ben 1 ay tek başıma kalsam, "amaaaaan yemek yiyip napcam, öliyim ben en iyisi" dicem.

Şunu çok iyi biliyorum artık; yemeği annem yapacak ki, seve seve, zevk almak için yiyeyim.

2 Şubat 2011 Çarşamba

İlk Kez Fotoğraf Makinesi Gören Çocuk

Trabzonspor'un altyapısına transfer olan bu çocuk, transfer olduğu o dönemde hayatında ilk kez fotoğraf makinesi görmüştü. Daha sonraları alışmış ve daha insancıl pozlar vermeyi başarabilmişti aşağıdaki gibi.

İş bu entry eğlenmek adına girilmiştir. Şirö'ye ve absimisa'ya sevgilerimle efendim.
Alevras, livera, argolos, tonya, maçka!

25 Aralık 2010 Cumartesi

Seç, Beğen, İç



Hangisini, hangi çakmakla yakayım bilemiyorum. Daha 10 gün önce bu çakmakların yakabileceği 1 sigara bile yoktu önümde 2-3 gün boyunca. İnsanoğlu işte, ne oldum değil, ne olacağım demeli.

14 Aralık 2010 Salı

Olasılıksız İstatistik

Şu istatistikler kısmında benim dikkatimi çeken şey, yukarıya koymuş olduğum; "sayfaların" ziyaret edilme sayıları oldu.

Görüldüğü gibi Özgeçmiş sayfası çocuğu koymuş durumda. Şimdi birşey demek istiyorum izninizle. İşe mi alcaksınız lan? Ne bu özgeçmiş merakı? Bir de onu okuduktan sonra diğerlerine bakma gereği de duymuyor insanlar zaten. Heyecanla bakıyor adam aradığım CV bu olabilir diye, sonra hayal kırıklığına uğrayıp gidiyor.

Peki ya M.V.A.B. sayfasının en az tıklanan olmasına ne demeli. Ulan bir gizem var orda. MFÖ o albümü çıkaralı kaç sene olmuş. Kaçınız hatırlıyor onun "mazeretim var asabiyim ben" olduğunu. Tamam yazı çok dandik bir yazıydı, hiç okunası değildi, boşa okunacak bir şeydi ama. Bir tıkla gizemi gör, ikinci cümleden sonra kapatırsın. Mergiz sen tıkla bari, adına uysun!

"İstatistik ve Olasılık" 1 ve 2 derslerini toplamda 6-7 kez almışımdır. Birinde 94 vize 41 finalle kalmıştım hatta. Ama geçerken de ikisini de BA ile geçtim. GANO'mu 1.88 gibi yüksek bir değerde tutan derslerdir bunlar. O yüzden İstatistik ve Olasılık iyidir. Olasılıksız diye; bir şey yoktur, kitap vardır. Güzel kitaptır(Evet okudum, okuduğum 6-7 kitaptan birisi). Bir gün M.V.A.B en çok tıklanan olacaktır.