30 Mart'ta en gıcık aldığım şeyler'in ilki olan vesikalık yazısını yazmıştım. Yazmak hep aklımda olsa da çok geciktirdim belediye otobüsleriyle alakalı olan yazıyı, onlar da bizi çok geciktirdiler gitmek istediğimiz yere.Neresinden başlayacağıma karar veremiyorum. Beynime random komutunu yolladım ve ilk gelenle başlıyorum.
Öncelikle bu otobüslerin hayattan çaldığı zamanı ele alalım.
Hiç azımsanmayacak bir zamandır bu. Matematiksel hesabını yapamıyorum ama zaten önemli olan da işin psikolojik boyutu. Psikolojik olarak ömrümün yarısını yemişlerdir. Şöyle ki;
---otobüslerin hayattan çaldığı zaman---
otobüse binilecek yere yürüyerek gidilen süre
+
otobüsü bekleme süresi
+
otobüsün dolu geçmesi nedeniyle ikinci bir otobüsü bekleme süresi
+
otobüsün içinde geçen süre
+
otobüsün kalabalık olmasının verdiği gerginlik(süre değil ama çok etkili bir etken, sonuçta ömür yiyen bi durum)
+
otobüsten indikten sonra gidilecek yere yürüyerek gidilen süre
=
ömrümün yarısı
---otobüslerin hayattan çaldığı zaman---
Otobüs hareket etmek üzereyken koşturursun, 10 metre kalmıştır otobüse, otobüs ise hafif gaz almaya başlamıştır. Filmlerde patlamak üzere olan bombaların son anda imha edilmesi sahnesini yaşarız bu anlarda. Koşarız, koşarken "ulan yetişemicem galiba" diye düşünüp bir an için duraklarız, sonra "yok lan kalkmayacak gibi oldu" diyip yeniden vites arttırırız. Bazen yetişiriz, çoğunlukla kaçırıp şoförün yedi ceddine söveriz. Kaçırdıktan sonra durakta mal gibi kalmak nasıl koyuyo adama be!
Otobüs dolu olduğu için binememe durumunu yaşamak da ayrı bir sinir bozucu durum. Sabahın köründe kalkmışsın okula, işe gideceksin, ısrarla bekliyorsun bineceğin otobüsün gelmesini, sonunda o otobüs gelir ama ya durmadan geçer, ya da durur ama sen binemeden kalkar gider. Kapasitesinin iki katı kadar insan doludur zaten o otobüste. Durup da sen binemeden kalkıp gittiğinde "ya abi orta kapıyı aç, arka kapıyı aç oralar boş yaa" seslerini ya duyarız ya söyleriz bazen. Bazen de otobüs şoförleri yolculara isyan eder, "ilerleyelim arkaları boş bırakmayalım, hadi binecek var" diyerek. Bu da şoföre sövme sebebidir. Üstüste binmişiz ulan daha ne kadar sıkıştırcaksınız. Ya otobüsteki kişiler tarafından ya da otobüse binemeyen kişiler tarafında küfür yiyecektir o şoför kaçışı yok.
Nispeten boş olan otobüslerde biz erkekler en öne oturmayız. Biliriz ki yaşlı birisi gelecek ve illa ki biz oradan kalkacağız. Kızların ise ilk tercihi öndeki koltuklar olur. Adriana Lima havasıyla otobüse binen kızımız başka hiç bir yere bakmadan hemen ilk bulduğu boş koltuğa can simidine sarılır gibi oturur.
Yanıma oturan kişi durumu var ki bu da can sıkıcı olabiliyor. Yanım boş, bir kaç kişinin daha yanı boş, otobüse binen güzel bir kız hiç bir zaman benim yanıma oturmaz. Gider otobüsün en tipsiz adamının yanına çöker. Nuri Alço gibi mi görünüyorum lan ben dışardan?!?! Hayır yanıma birinin oturmamasını yeğlerim ama sonunda şu olur: Benim yanıma da sonunda bir adet göbekli amca çöker. İşte o an tam bir Umut Sarıkaya tipi mutsuzluk tanımları anlarındandır. Bir de yanınıza oturan kişinin ilk boşalan koltukta yanınızdan kalkıp o koltuğa geçmesi durumu var. Bu da kötü hissettirebilir bazen. Tamam oturmanı istememiştim ama madem oturdun kalkma!
Otobüste başıma gelen en eğlenceli şey, ya da şöyle diyim benim en eğlendiğim şey bir kazaydı. 30A ile Mecidiyeköy'den Beşiktaş'a giderken Barbaros Bulvarı'ndan aşağıya inerken öndeki taksiye çarptı otobüs. Ben de sıkı tutunmadığım için ve ani fren etkisiyle yere yapıştım. Benim önümdeki bir kız 2-3 tur yuvarlandı filan. Neyse beni bi gülme tuttu, düşüşüm ve o kızın düşüşü bana ne kadar komik geldiyse, neden komik geldi hala bilmiyorum da, otobüsten indiğimde eve gidene kadar aklıma geldikçe kahkaha attım. Karda yere düşünce de gülme tutar beni, bir yandan da söverim o ayrı.
Metrobüs çilesi var artık bir de. Ama en azından katlanılabilirliği var. Trafiğe takılmadan gidebiliyorsun yarım saatte, eskiden 2 saatte gittiğin yolu.
Bak bak Japonlara bak nasıl yapmışlar otobüslerini. Bize ne zaman gelir lan bu otobüsler?