
Finaller bitti ve bu yazıyı yazmanın zamanı geldi. Okuyan herkesin yorum bırakmasını ve kendi bölümüyle alakalı olarak da benzer bir yazı yazmasını istiyorum. Kendi bölümünüzde gördüklerinizden yola çıkarak sorunlara değinerek, bu sorunlara nasıl çözümler getirilmesi gerektiğini anlatacağınız bir yazı. Bölümünüzün verdiği eğitimden memnun musunuz? Nelerin farklı olması gerektiğini düşünüyorsunuz? Önerebileceğiniz şeyler nelerdir daha iyi, kaliteli bir eğitim için? Mezun olduğunuzda ben gerçekten bu mesleği yapabilirim diyebilmeniz için neler olmalı bölümünüzde?
En başından başlamak gerekli. Daha ilköğretimde, -bizim zamanımızda ilkokuldu, 5 seneydi- yarış atı gibi sürüyorlar çocukları dersanelere(dershanelerin kökten kapatılması lazım, o da ayrı bir mevzu). Sınav koşuşturmacası ve telaşı küçük yaştayken başlıyor. Bir çok ülkede 12-13 yaşındaki çocuklar yavaştan ne olacaklarına, yeteneklerine ve istediklerine göre karar vermiş oluyorlar. Bizde ise önce ilköğretimin sonunda bir dağılım oluyor, Fen Liseleri, Anadolu Liseleri vb. liselere. Daha iyi olanla kötüyü ayırmak için yapılıyor ama, öğrencilerin yetenekli oldukları alanlara göre olmuyor bu aslında. Diyeceksiniz ki Sosyal Bilimler Liseleri açılıyor sözel yeteneği olanlar da oraya girer filan ama öyle değil işte.
Kendimden örnek vererek gideceğim, ben lise 2'ye kadar üniversite okuyayım, aman şu bölüme gideyim, şu üniversitede okuyayım diye hevesleri olan biri değildim. Hani tam berduşluk, "üniversite mi? bakalım ya, okuruz eğer sınava girer kazanırsak" gibi bir durumdu benimki. Lise 2'de dersaneye yazdırılınca işte işin içine yavaş yavaş girmiştim. O dönemde de herhangi bir bölüm isteği olmayan ben "Eczacılık" istiyordum diplomayı kiraya verir de o parayla yaşarım hayatımı diye. Evet malesef ki çok salak bir düşünce, ama tam da benim gibi tembel bir adamdan beklenecek bir düşünceydi bu. Neyse, bir çoğumuzun hayatından gelip geçmiş olan ÖSS'ye girdik ve çıktık. Benim o çok istediğim Eczacılık için 3-4 soru daha yapamamış olmam beni yeni arayışlara itti.
Tabi ki lisedeyken olmak istediği şeye çoktan karar vermiş ve o hedefine ulaşmış olan birçok insan var. Ama benim gibi olan kişi sayısı kesinlikle çok daha fazlaydı. Ki zaten olmak istediği şeyi söyleyen kişilerin de önemli bir kısmı, aslında ne olacağını bilerek istemiyorlardı o bölümleri. İsteyerek gittiği bölümü bırakan, zorla okuyan da çok arkadaşım oldu. İstediği bölüme gidip de o bölümde mutlu olan, severek okuyanlar da genellikle Güzel Sanatlar gibi yetenekle girilen bölümlerde okuyan kişilerdi.
ÖSS'ye girdik çıktık ve sonra gelen puana uygun bölümler ve üniversiteler aramaya başladık kendimize. Ben Eczacılık olmayınca mühendisliğin şefkatli kollarına attım kendimi. 18 tercihim arasında 6-7 farklı mühendislik dalı bulunuyordu. Bilinçsizliğe bakar mısınız? Bu mühendislik dallarından herhangi birine gidecek olmam, 1'den küçük puanlarla belli oluyor. Sözel'de bir tane daha soru yapmış olsaydım İstanbul Üniversitesi Makine Mühendisliği'nde olacaktım, ya da son anda tercihlerdeki sırayı değiştirmemiş olsaydım Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği'ndeydim.
Sonuç olarak Endüstri Mühendisliği'ni kazandım. Diğer bölümler arasında daha çok istediğim bir bölümdü ama tabi ki tam olarak ne iş yaptığını bilmiyordum yine de. İsmi biraz daha afili geliyordu, puanı diğerlerine göre yüksek olan bölümlerden biriydi.
Ben de tam olarak ne olduğumu bilmiyordum zaten bu tercihleri yaptığım dönemde. Daha kendimi keşfedememişken, bölüm tercihi yapmış bulundum. Şimdi yeniden böyle bir fırsatım olsa kesinlikle çok daha farklı bir bölüm seçmek isterdim.
Bu yapılan rastgele tercihlerden sonra bir üniversiteye yerleşiyoruz ve asıl hikaye bundan sonra başlıyor işte. Bu daha giriş kısmıydı. Artık bir mesleğin adayı haline gelmişiz ve üniversitede bu mesleği öğreneceğiz güya. Peki ama nasıl?

Gösterilen derslerin büyük çoğunluğunda sizden bir şeyleri ezberlemeniz isteniyor. Sınavdan önceki gece ezberleyeceksin, sınavda yapacaksın(robotsun ya) sınavdan sonra da unutacaksın. Bu bilgiyi kullanıp kullanamamanı değil, ezberleyip ezberleyememeni ölçen bir sistem. Erasmus'la yurt dışına giden bir arkadaşımın söylediğine dayanarak şunu da söylüyorum; Orada bizdeki gibi sınav saçmalıkları yok, ödev veriliyor ve 12 saat içinde o ödevin teslim edilmesi isteniyormuş. Zaten bilgi çağındayız, istediğimiz her bilgiye ulaşabilmemiz o kadar kolay ki.Bizim o bilgileri ezberlememiz değil, o bilgileri kullanıp kullanamıyor oluşumuz önemli. Şimdi sen dersen ki; öyle olursa da herkes birlikte yapar o verilen ödevi, bu nasıl olacak diye? Yapmayacaksın, çok daha iyi bir sistem için yapmayacaksın. Ki zaten böyle bir durumda başkasıyla beraber yapmanı gerektirecek bir şey de yok. Sonuçta mesleğin olacak bu senin. Buna rağmen gidip de başkasının yaptığını aynen geçireyim mantığında olanlar okumasın bir zahmet.
Ezber dedik devam edelim. Bana İnsan Kaynaklarında herhangi bir konudaki 10 tane maddeyi soruyorsun sınavda. Az biraz mantık ya. Ne katacak ki bu sorduğun soru bana? Bana o 10 maddeyi ezberletip soracağına, o 10 maddeyi yorumlat, bk bakalım nasıl fikirler var. Ama yok işte, 1 madde eksik olursa puan kırarsın ancak. Kitaptaki cümleden farklı bir şekilde yazarsam kabul etmezsin yazdığımı.
Bizim bölüme özel ve hiçbir yerde karşılaşamayacağınız bir şey var sırada. Takım Tezgahları ve CNC Programlama isimli Makine Mühendisliği dersi var. Dersin içeriğinden filan bahsedip sıkmıcam seni korkma! Saçmalığa bak sadece. Tamamen Makine Mühendisliği ile alakalı olan, Endüstri Mühendisliği ile neredeyse hiç alakası olmayan,(Endüstri'de 1. sınıfta bu derse çok benzer bir ders verilmişken) Makine Mühendisliğinde seçmeli olarak okutulan bu ders; Endüstri Mühendisliğinin zorunlu dersleri arasında. Sırf ders olsun, yer kaplasın diye koyulmuş öğrenciye eziyet bir ders. Sırf bu saçmalığa olan inadım yüzünden çalışmadım şu derse hiç ve 3 kez kaldım.
Bunu da geçelim. Gelelim bize teoride gösterdiklerini, pratikte istemelerine. Stajlar var malumunuz. Birçoğu naylon yapılan stajlar. Ya da sabahtan akşama kadar çay sigara eşliğinde takılarak geçirilen stajlar. Sizi ayak bağı olarak gören ve 10. günden sonra "tamam artık siz gelmeyin defterinizi imzalarız(aslında düreriz diyor)" diyen işyeri sahipleri, yöneticileri.
Peki şimdi bu duruma nasıl bir çözüm olur? Bunu bitirme ödevi projesi olarak yapmak istiyorum aslında. Eğer danışman hocam da fikirlerime katılırsa. Daha 1. sınıftayken aklıma gelmişti.
Mühendislik fakülteleri için bir düşünce. Düşündüğüm şekilde hayata geçirilmesi maliyetli olabilir. Ama daha iyi ve kaliteli kişiler yetiştirilebilmesi için de gerekli olduğuna inanıyorum.
Olay şu; Mühendislik Fakültesi olan her üniversitenin öğrencilerini rahatça yetiştirebileceği, çalıştırabileceği bir fabrikası olacak. Sadece fabrika yeterli değil tabi ki. Fabrikada çalışamayacak olan mühendislik bölümleri de var. Onlar için de benzer şeyler düşünülebilir. Ben bizim bölüme göre düşünerek sunuyorum bunu. Üniversitenin fabrikasının olması hem öğrencinin orada yetiştirilmisini sağlayacak, hem de üniversite için bir gelir kaynağı olacak bu. Öğrenci her gün okula gelmek ve gereksiz, 1-2 yıl sonra unutacağı dersleri görmek ve onların saçma sınavlarına girmek yerine, o fabrikaya gidecek. 1 dönem boyunca 4 aylık süreci tamamen orada geçirecek. 4 ay boyunca bir derste göreceği ve unutacağı teorik şeylerin hepsini pratikte öğrenme ve uygulama fırsatı bulacak.
Bunu üniversitelerdeki tüm bölümlere uyarlamak çok zor değil. Bu yapılabilirse, üniversiteler arası rekabet artacaktır, üniversitelerin kalitesi artacaktır. Okumak için burun kıvrılan yerler, okumak için can atılan yerler haline geleceklerdir. Ayrıca bu fabrikaların ekonomiye olacak katkısı da bir başka artı yanı.
Bunlar çok önceden yapılması gerekenlerdi bana göre. Ama hala geç kalınmış değil. Yine de buna maliyetli olduğu gerekçesiyle soğuk bakılırsa, üniversite şehirdeki fabrikalarla anlaşacak ve dönem boyunca öğrenciyi oraya gönderecek yine.
Bu konuda çok doluyum, daha da yazardım ama fazlasıyla uzun oldu. Yorumlarda konuşur tartışırız biraz da. Lütfen sizler de yazın kendi bloglarınızda gördüğünüz yanlış şeyleri.