Okumadan Geçme

Facebook

24 Ocak 2011 Pazartesi

Eğitim Sistemimiz

Finaller bitti ve bu yazıyı yazmanın zamanı geldi. Okuyan herkesin yorum bırakmasını ve kendi bölümüyle alakalı olarak da benzer bir yazı yazmasını istiyorum. Kendi bölümünüzde gördüklerinizden yola çıkarak sorunlara değinerek, bu sorunlara nasıl çözümler getirilmesi gerektiğini anlatacağınız bir yazı. Bölümünüzün verdiği eğitimden memnun musunuz? Nelerin farklı olması gerektiğini düşünüyorsunuz? Önerebileceğiniz şeyler nelerdir daha iyi, kaliteli bir eğitim için? Mezun olduğunuzda ben gerçekten bu mesleği yapabilirim diyebilmeniz için neler olmalı bölümünüzde?

En başından başlamak gerekli. Daha ilköğretimde, -bizim zamanımızda ilkokuldu, 5 seneydi- yarış atı gibi sürüyorlar çocukları dersanelere(dershanelerin kökten kapatılması lazım, o da ayrı bir mevzu). Sınav koşuşturmacası ve telaşı küçük yaştayken başlıyor. Bir çok ülkede 12-13 yaşındaki çocuklar yavaştan ne olacaklarına, yeteneklerine ve istediklerine göre karar vermiş oluyorlar. Bizde ise önce ilköğretimin sonunda bir dağılım oluyor, Fen Liseleri, Anadolu Liseleri vb. liselere. Daha iyi olanla kötüyü ayırmak için yapılıyor ama, öğrencilerin yetenekli oldukları alanlara göre olmuyor bu aslında. Diyeceksiniz ki Sosyal Bilimler Liseleri açılıyor sözel yeteneği olanlar da oraya girer filan ama öyle değil işte.

Kendimden örnek vererek gideceğim, ben lise 2'ye kadar üniversite okuyayım, aman şu bölüme gideyim, şu üniversitede okuyayım diye hevesleri olan biri değildim. Hani tam berduşluk, "üniversite mi? bakalım ya, okuruz eğer sınava girer kazanırsak" gibi bir durumdu benimki. Lise 2'de dersaneye yazdırılınca işte işin içine yavaş yavaş girmiştim. O dönemde de herhangi bir bölüm isteği olmayan ben "Eczacılık" istiyordum diplomayı kiraya verir de o parayla yaşarım hayatımı diye. Evet malesef ki çok salak bir düşünce, ama tam da benim gibi tembel bir adamdan beklenecek bir düşünceydi bu. Neyse, bir çoğumuzun hayatından gelip geçmiş olan ÖSS'ye girdik ve çıktık. Benim o çok istediğim Eczacılık için 3-4 soru daha yapamamış olmam beni yeni arayışlara itti.

Tabi ki lisedeyken olmak istediği şeye çoktan karar vermiş ve o hedefine ulaşmış olan birçok insan var. Ama benim gibi olan kişi sayısı kesinlikle çok daha fazlaydı. Ki zaten olmak istediği şeyi söyleyen kişilerin de önemli bir kısmı, aslında ne olacağını bilerek istemiyorlardı o bölümleri. İsteyerek gittiği bölümü bırakan, zorla okuyan da çok arkadaşım oldu. İstediği bölüme gidip de o bölümde mutlu olan, severek okuyanlar da genellikle Güzel Sanatlar gibi yetenekle girilen bölümlerde okuyan kişilerdi.

ÖSS'ye girdik çıktık ve sonra gelen puana uygun bölümler ve üniversiteler aramaya başladık kendimize. Ben Eczacılık olmayınca mühendisliğin şefkatli kollarına attım kendimi. 18 tercihim arasında 6-7 farklı mühendislik dalı bulunuyordu. Bilinçsizliğe bakar mısınız? Bu mühendislik dallarından herhangi birine gidecek olmam, 1'den küçük puanlarla belli oluyor. Sözel'de bir tane daha soru yapmış olsaydım İstanbul Üniversitesi Makine Mühendisliği'nde olacaktım, ya da son anda tercihlerdeki sırayı değiştirmemiş olsaydım Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği'ndeydim.

Sonuç olarak Endüstri Mühendisliği'ni kazandım. Diğer bölümler arasında daha çok istediğim bir bölümdü ama tabi ki tam olarak ne iş yaptığını bilmiyordum yine de. İsmi biraz daha afili geliyordu, puanı diğerlerine göre yüksek olan bölümlerden biriydi.

Ben de tam olarak ne olduğumu bilmiyordum zaten bu tercihleri yaptığım dönemde. Daha kendimi keşfedememişken, bölüm tercihi yapmış bulundum. Şimdi yeniden böyle bir fırsatım olsa kesinlikle çok daha farklı bir bölüm seçmek isterdim.

Bu yapılan rastgele tercihlerden sonra bir üniversiteye yerleşiyoruz ve asıl hikaye bundan sonra başlıyor işte. Bu daha giriş kısmıydı. Artık bir mesleğin adayı haline gelmişiz ve üniversitede bu mesleği öğreneceğiz güya. Peki ama nasıl?

Gösterilen derslerin büyük çoğunluğunda sizden bir şeyleri ezberlemeniz isteniyor. Sınavdan önceki gece ezberleyeceksin, sınavda yapacaksın(robotsun ya) sınavdan sonra da unutacaksın. Bu bilgiyi kullanıp kullanamamanı değil, ezberleyip ezberleyememeni ölçen bir sistem. Erasmus'la yurt dışına giden bir arkadaşımın söylediğine dayanarak şunu da söylüyorum; Orada bizdeki gibi sınav saçmalıkları yok, ödev veriliyor ve 12 saat içinde o ödevin teslim edilmesi isteniyormuş. Zaten bilgi çağındayız, istediğimiz her bilgiye ulaşabilmemiz o kadar kolay ki.Bizim o bilgileri ezberlememiz değil, o bilgileri kullanıp kullanamıyor oluşumuz önemli. Şimdi sen dersen ki; öyle olursa da herkes birlikte yapar o verilen ödevi, bu nasıl olacak diye? Yapmayacaksın, çok daha iyi bir sistem için yapmayacaksın. Ki zaten böyle bir durumda başkasıyla beraber yapmanı gerektirecek bir şey de yok. Sonuçta mesleğin olacak bu senin. Buna rağmen gidip de başkasının yaptığını aynen geçireyim mantığında olanlar okumasın bir zahmet.

Ezber dedik devam edelim. Bana İnsan Kaynaklarında herhangi bir konudaki 10 tane maddeyi soruyorsun sınavda. Az biraz mantık ya. Ne katacak ki bu sorduğun soru bana? Bana o 10 maddeyi ezberletip soracağına, o 10 maddeyi yorumlat, bk bakalım nasıl fikirler var. Ama yok işte, 1 madde eksik olursa puan kırarsın ancak. Kitaptaki cümleden farklı bir şekilde yazarsam kabul etmezsin yazdığımı.

Bizim bölüme özel ve hiçbir yerde karşılaşamayacağınız bir şey var sırada. Takım Tezgahları ve CNC Programlama isimli Makine Mühendisliği dersi var. Dersin içeriğinden filan bahsedip sıkmıcam seni korkma! Saçmalığa bak sadece. Tamamen Makine Mühendisliği ile alakalı olan, Endüstri Mühendisliği ile neredeyse hiç alakası olmayan,(Endüstri'de 1. sınıfta bu derse çok benzer bir ders verilmişken) Makine Mühendisliğinde seçmeli olarak okutulan bu ders; Endüstri Mühendisliğinin zorunlu dersleri arasında. Sırf ders olsun, yer kaplasın diye koyulmuş öğrenciye eziyet bir ders. Sırf bu saçmalığa olan inadım yüzünden çalışmadım şu derse hiç ve 3 kez kaldım.

Bunu da geçelim. Gelelim bize teoride gösterdiklerini, pratikte istemelerine. Stajlar var malumunuz. Birçoğu naylon yapılan stajlar. Ya da sabahtan akşama kadar çay sigara eşliğinde takılarak geçirilen stajlar. Sizi ayak bağı olarak gören ve 10. günden sonra "tamam artık siz gelmeyin defterinizi imzalarız(aslında düreriz diyor)" diyen işyeri sahipleri, yöneticileri.

Peki şimdi bu duruma nasıl bir çözüm olur? Bunu bitirme ödevi projesi olarak yapmak istiyorum aslında. Eğer danışman hocam da fikirlerime katılırsa. Daha 1. sınıftayken aklıma gelmişti.

Mühendislik fakülteleri için bir düşünce. Düşündüğüm şekilde hayata geçirilmesi maliyetli olabilir. Ama daha iyi ve kaliteli kişiler yetiştirilebilmesi için de gerekli olduğuna inanıyorum.

Olay şu; Mühendislik Fakültesi olan her üniversitenin öğrencilerini rahatça yetiştirebileceği, çalıştırabileceği bir fabrikası olacak. Sadece fabrika yeterli değil tabi ki. Fabrikada çalışamayacak olan mühendislik bölümleri de var. Onlar için de benzer şeyler düşünülebilir. Ben bizim bölüme göre düşünerek sunuyorum bunu. Üniversitenin fabrikasının olması hem öğrencinin orada yetiştirilmisini sağlayacak, hem de üniversite için bir gelir kaynağı olacak bu. Öğrenci her gün okula gelmek ve gereksiz, 1-2 yıl sonra unutacağı dersleri görmek ve onların saçma sınavlarına girmek yerine, o fabrikaya gidecek. 1 dönem boyunca 4 aylık süreci tamamen orada geçirecek. 4 ay boyunca bir derste göreceği ve unutacağı teorik şeylerin hepsini pratikte öğrenme ve uygulama fırsatı bulacak.

Bunu üniversitelerdeki tüm bölümlere uyarlamak çok zor değil. Bu yapılabilirse, üniversiteler arası rekabet artacaktır, üniversitelerin kalitesi artacaktır. Okumak için burun kıvrılan yerler, okumak için can atılan yerler haline geleceklerdir. Ayrıca bu fabrikaların ekonomiye olacak katkısı da bir başka artı yanı.

Bunlar çok önceden yapılması gerekenlerdi bana göre. Ama hala geç kalınmış değil. Yine de buna maliyetli olduğu gerekçesiyle soğuk bakılırsa, üniversite şehirdeki fabrikalarla anlaşacak ve dönem boyunca öğrenciyi oraya gönderecek yine.

Bu konuda çok doluyum, daha da yazardım ama fazlasıyla uzun oldu. Yorumlarda konuşur tartışırız biraz da. Lütfen sizler de yazın kendi bloglarınızda gördüğünüz yanlış şeyleri.

27 yorum:

mergiz dedi ki...

özet geçseydin ya hacı...

ilnevyA dedi ki...

Öyle yapmayı düşünüyordum ama başlayınca durduramadım kendimi.

francesca mckennitt dedi ki...

Fikrini başta yazsaydın keşke. O benim de hep aklımda. Bizim bir hocamız basa basa söyler her seferinde "üniversite-sanayi" birliği olmadan bu iş yürümez diye. Hadi üni fabrika olmasın da, belli firmalarla ortaklaşa çalışsın. Fotokopi çekerek değil de gerçekten bir okul gibi olsun o staj ortamı. O zaman gerçekten mezun olunduğunda bir şeyler öğrenilebilir belki.

Bu mimimsi güzel. Yazacağım bunu haftaiçi.

ilnevyA dedi ki...

Alıyım başa da, sorun değil.

Lütfücüğüm dedi ki...

Bölümünü sevenler genelde dediğin gibi yetenekle okula girenler oluyor; güzel sanatlar, besyo vs.

Ben de yazıcam böyle yorumla olmaz. Uzun uzadıya yazıcam muhtemelen en ciddi yazım olucak:)

ilnevyA dedi ki...

Eyvallah hacı, yaz uzun uzadıya, kimse okumazsa ben okurum, bekliyorum.

Sweet Leaf dedi ki...

Ben bölümümü seviyorum ama okulun sınav sistemini ve kimi hocaların tutumlarını sevmiyorum. Tabii bir de sadece son sınıfta pratik hukuk öğretmeleri de abes, üç yıl boyunca sadece teorik olarak hazırlanan öğrenciler sonra staj döneminde sudan çıkmış balığa dönüyorlar da, hani o teorik bilgiyi bilmeden de hukuk eğitimi almış olmayacaklar, en iyi ihtimalle hukuk da tıp gibi beş altı yıl olacak her bakımdan eğitilmek için, onu da benim bünyem kaldırmaz, hiçbirimizin kaldırmaz ahah.

Çıkarılacak sonuç (özet geçiyorum): Hukuk eğitimi şu an olabileceğinin birazcık kötüsü, tam olarak olabilecek halini alması için beş - altı yıllık bir bölüm olması lazım, o da yapılacak iş değil.

ilnevyA dedi ki...

Teorik bilginin bokunu çıkarıyorlar. Kendi bölümüm için söyliyim, bu kadar teorik bilgi gösterileceğine 1 yıl daha fazla olsun okul, ama daha fazla pratik içersin. Derslerin projeleri filan oluyor evet ama onların da çoğu stajlar gibi tırıvırı.

Gereksiz o kadar çok ders var ki.

rsn dedi ki...

anca yok eğitim sistemi bilmem ne bok, tembelim demiyo da piç

ilnevyA dedi ki...

Az mı dedim lan tembelim diye?

funda dedi ki...

Bende yazsam aynısını yazardım heralde, hocaya söylediğinde hayal kırıklığı olmaz inşallah dediğim gibi destekçinim önce Erciyesten başlada bizede bi el atıver:)

İrma dedi ki...

mezun olmuş bir tarihçi olarak filmi en başa sararsam ben de hep edebiyat okumak istemiş ama aradaki puan farkından dolayı en düşük puanla tarih aldığı için onu yazmıştım. 11. tercihime girdim. ama geldğimde göreceğim dersleri bile hayal etmemiştim o kadar isteksizdim. osmanlıcada elif in alfabenin ilk harfi olduğundan ve çubuk şeklinde olduğundan haberim yoktu.
sayfalarca şey ezberleyerek bitti okul.
ben o tarihi olayların geçtiği hiçbir yeri göremedim. ne bir topkapı sarayı, ne bir çatalhöyük ne de anıtkabir... bizler fotokopilerle tarihi anlamaya çalıştık. Hiçbirimiz bunları hissetmedik. okul bilgilerimden hiçbirşey aklımda yok çünkü onlar ezberdi unutuldular. Şimdi öğretmenlik yapıyorum ve anlattıkça öğreniyorum ve bunlar artık ezber olmuyorlar. yaptığım da ücretli öğretmenlik bir nevi kölelik geçen gün bir ücretli öğretmen intahar etti.
malum kpss çilesi ve öğretmenlerin adaylarının sorunlarını bilmeyen kalmadı sadece milli eğitim ve yök'ün haberleri yok!!
zaten tarih öğretmeni olacak adama matematik sormanın mantığı nedir? beni anlatacağım konulardan Adan Zye sınamak varken?
benim sistemimde bu kadar çok fen-edb fakültesi olmayacak. taşra ünvlerindeki tüm fen edebiyatlar kalitesiz eğitim veriyor.Bir de gece eğitimleri var bunların. Bu kadar az öğretmen açığı varken halen binlerce mezun verilmesi çok saçma.
kaliteli birkaç ünv bu eğitimi verecek (görsel ve öğretmenlik yaparak) ve mezun olunca tam bir öğretmen olacak atanacak...

bu kadar uzun yazıyı blogumda da yazabilirdim ama eminim bu yazıyı sürekli gördükçe sinirlerim bozulurdu yorum olarak kalması en uygunu.

kepazeyim dedi ki...

polis akademisinin hırsızlı mahallesi falan olsun, ben orda kurşun sıkarım, sevdim senin tekniğini.

bizde bildiğin her haltın hukuku var, gereksiz geliyo bana, temel işleyişi anlatsalar neyse incii cincii her haltı, adam gibi dersler istiyorum ben.

ilnevyA dedi ki...

İrma; evet bi de kpss var ki hiç değinmedim bile ben.

kepazeyim; hırsızlı mahallenin hırsızı olmaya gönüllüyüm ben. Senin kurşununla giderim bu dünyadan.

Bu müfredatları kim hazırlayıp belirliyo merak ediyorum.

Marla dedi ki...

Haah bravo eline koluna düşünen beynine sağlık!
biraz kendi eğitimimden bahsetmek istiyorum ben ortaokuldan sonra lgs vardı o zamanlar anadolu teknik lisesi kazandım elektronik bölümünü cahiliz tabiki o zamnlar üniversiteye nasıl girilir falan bilmiyoruz gittik okuduk karambole neyse öss zamanı geldi anam bize dediler ki başka bölüm yazamıyorsunuz ayvayı yediğimiz an o andı evet şuan elektronik öğretmenliği okuyorum bu yüzden mecburen istemeyerek hatta nefret ederek bölüm derslerimden hiç bir şey anlamıyorum hepsinden de kaldım bu dönem geleceğim konusunda mutsuzluk seziyorum öyle işte ben bir meslek lisesi mağduruyum başka söze ne gerek:/

ilnevyA dedi ki...

Meslek Liseleri mağdurları evet. Değinmemiş olduğum bir başka konu. Daha değinilmemiş bir sürü şey var. Buna rağmen uzun oldu bu yazdıklarım. Herşeyi geniş kapsamıyla ele almaya kalksak, kitap yazılır kitap.

Archy dedi ki...

Fikrine katılıyorum. Yalnız çok masraflı olacağından ben fabrikalarla anlaşılması taraftarıyım.

Ben daha üni'ye ilk girdiğim günden beri hep kendi kendime "Erdemir - Zkü" iş birliği yapsa ya derdim. Türkiye'nin en büyük fabrikası senin şehrinde ve üniversiten bundan faydalanamıyor.

birgünlük dedi ki...

Ah ben bu postu nasıl şimdi görüyorum ya, neyse çok geç kalmış sayılmam dimi :)

Eğitim sistemi hakkında söylenecek şeylerin %1'ini yazmışsın anca...
Kitaplarda öyle saçma şeyler öğretiliyor ki, hani biri gelip bana dese ki eğitim programını kalk yeniden düzenle valla bu kıt kanaat bilgimle şu ankilerden bin kat iyi prog. hazırlarım.

burada yazsam upuzuuun yazarım :)
en iyisi en kısa zamanda post girmek :)

ilnevyA dedi ki...

Ya bu konudan cilt cilt kitap basılır, daha neler var bahsetmediğimiz.

Şimal dedi ki...

Yazının ilk bölümünde geçen fabrika kısmına değinmek istiyorum. Bölümümüzün ufak çaplı bir fabrikası vardı. Bildiğin üretime geçebileceğin bir yer.
Ama gel gör ki öğrencilerin girmesi yasaktı.Asistanların oyuncağıydı onlar.
Benim 3. yılımda kurulmuştu. 2 yıl boyunca sadece lab.derslerinde uzaktan baktırdılar. "DOkunmak yassah hemşerim" dediler. Makinaların iğlerini, bileziklerini bilmem nerelerini bozarız diye dokumamız yasaktı. :)

Öyle işte.Vardı da ne oldu?
Yine bize hüsran yine bize tecrübesizlik...

ilnevyA dedi ki...

Vardı da ne oldu. Üzüldüm bu duruma. Hazır varken, neden yasak olur? Daha ne kadar saçmalayacaklar.

schrödinger'in kedisi dedi ki...

Sen çıkarmışsın bu mimi, sen sen sen :)
Çok güzel bir yazı olmuş. Fikirlerin mantıklı ve gerçekten çözüme yönelik. Ama "inanırsak olur bence" tarzında bir insan olmadığım için büyüklerin bu iyi fikirleri pek ipleyeceğini sanmıyorum malesef. Gene herkes bildiğini okuyacak.. Eğitim sistemi adına yapılacak olan tek şey Öss'nin adını 152452. kez değiştirmek olacak.

pitis dedi ki...

Çok şaşırdım ben inanır mısın geçen gün arkadaşlarla konuşuyoruz. Mezunlar var, mezun olacaklar var.. Benim de böyle bir fikrim oldu. Şimdi okuyunca çok şaşırdım. Sevindim de ama. Ben de Gıda Müh. okuyorum. Okulda fabrika olayı dedim, dedim ama neden dedim ben de? Şöyle ki; herkes derslerden ve çalışırken bu derslerle çok alakası olmayan şeyler yapacağımızdan bahsediyor haliyle. Bundan şikayet ediyor hatta. Doğru da bir yerde. Stajlarda vs. görüyoruz bunu. İşleyişi bilmek, sistemleri öğrenmek açısından uygulamalı eğitim gibi olabileceğini ve aynen dediğin gibi okul için de ek bir gelir olacağını vs. düşündüm. Düşündüm belirttim ama ben senin gibi bir hocaya söylemek falan durumuna girmedim, eminim çünkü karşılaşacağım tepkiden. Bilmiyorum. Hem mutlu oldum, ondan uzattım şimdi yorumu, hem üzüldüm ya olmayacak düşüncesiyle. Yine de yaz sen bunu konuşursan olur mu meraktayım en az kendim söyleyecek gibi..

ilnevyA dedi ki...

Bugün bi hocaya çok az bahseder gibi oldum. Bu yazının o bahsettiğimiz kısmını hocaya mail atıcam daha anlaşılır olması için. Bakalım ne cevap verir.

Hocaya sadece üniversitenin bi fabrikasının olması ve burada öğrencilerini yetiştirmesi ile alakalı dedim. "Güzel fikir ama bitirme ödevi olarak uygun olmaz" gibi birşey söyledi. Belki tesis planlama, tesis yeri seçimi, maliyet analizi gibi bir şeyi içine katarak yapılabilir hale getirebilirim bunu. Mail atıcam bu akşam, yarını beklicem bakalım.

Şimal dedi ki...

Aklıma geldi yazayım dedim.
Ders olsunda çamurdan olsun mantığı.
"Mühendislik etiği".
Hiç duydunuz mu bilmem. Bize zorunlu olarak verdiler bu dersi. Sonrada her kurumun etik kuralları kendine göre değişir dediler!

ilnevyA dedi ki...

İnsan kaynakları dersinde böyle şeyler geçiyodu bizde de sanırım. Müfredatı doldurmak için ne bulurlarsa saldırıyorlar işte.

Adsız dedi ki...

Babam Gazi Döküm Öğretmenliğinden mezun. Onların zamanında okulun kendi atölyesinde Türk Traktör firmasına parça döküyorlarmış. Hem hocalar hem de çalışan öğrenciler para kazanıyormuş. Sonradan kapatmışlar bu döner sermaye olayını.
Geçenlerde gördüm okulun atölyesi tertemiz, kimse yok. Tezgahlarda babamın zamanından kalma, 60'lı yılların teknolojisi. Bu okuldan mezun olanlar döküm öğretmeni sıfatıyla hayatında hiç döküm yapmamış olarak mezun oluyorlar artık.