Biraz daha büyüdükten sonra farkettim ki herşey eleştiriliyor bir şekilde bu akraba ortamı içerisinde. Birinin birşeyi yapmasında kendince haklı sebepleri olabileceği düşünülmeden, sadece kendi doğrularıyla değerlendirip, o kişiyi eleştiriyorlar, çekiştiriyorlar. Olaylara tek pencereden bakıp, birinin birşeyi neden yaptığını anlamaya çalışmadan eleştirmek ne kadar önemli ki? Yine de çok fazla takıldığım konu bu değil.
Benim ailemin diğerleriyle ilgilendiği kadar ilgi göremedik ben ve kardeşlerim. Birkaç akrabamı bunun dışında tutuyorum. Sağolsunlar, babamın yokluğunda ellerinden geldiğince hep bizimleydiler.
Çocukken çok sevdiğim bu kişilerden beklediğim şey maddi olarak destek olmaları filan değildi. Arada bir arayıp sorsalar, moral vermeye çalışsalardı, yanımda olduklarını hissettirseydiler o zor zamanlarda. Samimiyetlerini gösterseydiler. Benim onları önemsediğim kadar, onlar da beni önemseseydi.
Ama onların tek yaptıkları şey bir araya gelindiğinde; "okul ne zaman bitiyo, ne zaman bitecek bu okul, kaç sene oldu?" gibi soruları yöneltmeleri bıkmadan. Hani bi bakış açıları var 7 sene oldu hala bitiremedi okulu, salak mıdır nedir gibisinden. Evet 7. seneye uzadı bunda tembelliğimin de payı var kabul. Ulan az bi düşün bakalım neden uzadı bu okul bu kadar. Neler yaşadı bu çocuk? Toparlayabildi mi kendini? Biz ne kadar yardımcı olmaya çalıştık? Hiç sormayı denemeden neden böyle uzadığını, sadece sonucu öğrenmek istiyorlar ya ona yanıyorum. Ki beni ve benim yaşadıklarımı en iyi anlaması gereken kişiler onlarken. Çocukluğumdan hatırladıklarımla da eminim ki, o soruların sorulduğu günün sonunda, "salakmış bu çocuk da, kaç sene oldu bi okulu bitiremedi" diye sallıyorlar arkamdan. Sanki ben istemiyorum bitirmeyi, sanki ben farkında değilim sorumluluğumun, yapmam gerekenlerin. O yüzden artık birkaçı hariç pek de umrumda değil diğerleri. O yüzden de elimden geldiğince uzak kalmaya çalışıyorum artık. Okulu bitirip diplomanın fotokopisini çektirip hepsine birer adet de veresim var. Alın rahatlayın diye.
Son olarak Vedat Okyar'la alakalı Bülent Timurlenk'in Aceto'da yazdığı yazıyla kapatayım. Yaklaşık 1.5 yıl önce yazmıştı. Aynen dediğin gibi Vedat Abi.
Futbolculuğuna yetişemedik, ekranda ise hiç kavga ettiğini görmedim. Siz ancak onun doğrularıyla verkaça girebilirdiniz. Bizim mahallede "Güzel insan" diyoruz böyle abilere. En çok da Beşiktaşlı olmak yakışıyordu ona. Vedat Okyar'ı ben her zaman şu röportajındaki sözleriyle anımsayacağım. Eşime, dostuğuma anlattığım, gülümseten Vedat Bey hikayesi budur.
Tut ki Vedat Abi limon almaya gitti yine... Gelicek...
".... Eşime dedim ki, ‘‘Sakın bana bir şey taşıtma. Biber getir falan yapma. Ben hiçbir akrabamla görüşmem. Senin de akrabaların benim evime gelmesin. Ben akrabaları sevmem, çünkü ben seçmedim. Ben seçtiğim insanla birlikte olurum’’. Bir gün eve geldim, baldız var, bacanak var. ‘‘Bunlar ne’’ dedim, ‘‘Eee, geldiler ne yapayım’’ dedi. ‘‘Eyvah, salatanın limonu yok, alır mısın’’ dedi. Ben de ‘‘Alırım’’ dedim. Evden çıktım, devre arasıydı. 15 gün Yalova'da termalde kaldım. Eve 15 gün sonra limonla döndüm. 38 senedir bak bir daha da başıma gelmedi. Benim bir oğlum var. Eğitimini bitirdi. Bana arkadaşlarım soruyordu, oğlun kaçta diye. Ben hayatımda sormadım ki. Okuyor işte. Böyle de yaşayan bir adamım. "
Aceto Balsamico
