Okumadan Geçme

Facebook

yöneylem araştırması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yöneylem araştırması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2011 Cuma

Bitt-i

Önce;


3 ders sınavları;

Sonra;



Yöneylem-1 CC, Yöneylem-2 BB. Transkriptime bakan maşallah yöneylem'i iyi der. Okulun son iki gününde yöneylem öğrendim. İnanması güç ama bitti galiba. 20 günlük staj haricinde. O da takılmalık. Daha detaylı bir analiz de yapcam 7 seneyle alakalı. Ama şu tabloyu görmek hayaldi. Gerçek oldu diye bitirmedim dikkat ettiyseniz. Neyse işte, bir devir daha kapandı. Selametle.

31 Mayıs 2011 Salı

Ve Hazin Son

Öncelikle Yöneylem Şarkısıyla başlayalım.

Ne olur söyleyin geçenler bana.
Hep kalmak kanun mu Yöneylem kitabında?
Kalemimi alıp yazmadan daha,
Hep kalmak kanun mu Yöneylem kitabında?

Ümitlerim kırıldı bitti.
Hayallerim yıkıldı gitti.
Bu ders beni benden etti.
Kaldım, Kaldım bak ne hale geldim.


Her kalan sonunda düşüyor derde.
Bu Yöneylem kitabının yazanı nerde?
Bir tembel az çalıştı, sevemedi diye,
Hep kalmak kanun mu Yöneylem kitabında?

Ümitlerim kırıldı bitti.
Hayallerim yıkıldı gitti.
Bu ders beni benden etti.
Kaldım, Kaldım bak ne hale geldim.

Ne hale geldim. Ne hale geldim. Gelmez olaydım. Gelmez olaydım. (Uzun Hava)

20 küsür kez dinlemişimdir Hayko&Nilüfer düetini sınavdan sonra. Sonra da bu şekilde uyarladım kendi durumuma. Acayip arabeske bağladım sınavdan çıktığım andan itibaren. Dış bahçede sözleri değiştirmiş olduğum haliyle sesli şekilde söyledim durdum şarkıyı. Önder de yanımda şarkının normal haliyle yeni hali arasında eşlik etme ikilemini yaşadı.

Yakın zamanda sözlerini bu şekilde seslendirip bir de klip çekeceğim bu şarkıya. Ciddiyim. Bir Yöneylem özürlüsünün dramı. Yöneylem özürlüsünden Yöneylem Şarkısı.

Sınav esnasında olanlara gelirsek; baya ters köşeye yattım. Hal böyle olunca da ben kâğıdımı bıraktım köşeye; mütemadiyen gülüyorum-ağlanacak halime- ve yanımdaki 10. senesi olan arkadaşı izliyorum. "Bari sen yap, bunu yaparsan yürür gidersin hadi" diye de veriyorum coşkuyu. Gözetmenimiz de bir şey demiyor, kendi kâğıdımla alakam olmadığı için. Kopya çekmiyor olduğum için çok da rahat oluyor bakmak. Hem kopya çekerken bi’ kopya çektiğinin kâğıdına bakarsın, bi’ kendi kâğıdına geçirirsin ya baktıklarını. Boşuna yorulmuyosun da.

Bundan sonra benim Yöneylem sınavlarına girmem yasak arkadaş. Ben 3 sınava da girsem, 8 sınava da girsem, 26 sınava da girsem birinde geçemiyorum bu dersi. O zaman girme. Hani zaten girmişim, girmemişim bişey değişmiyo kıi. Giriyorum yine kalıyorum benim içim eriyo. 20 kez kalıyorum. Hem girmeyince boşuna umut da olmuyo.

Kabul et Hasan; bir an için Yöneylem Araştırması’nı geçeceğini düşünmüştün. Evet yine kaldın, ama ilk kez bu kadar yaklaşmıştın. Bi de garip olan, en kazanmaman gereken iddaa'yı kazandın.

Gözetmen: Gülhan Pala

Yönetmen: Lale Özbakır

Figüran: Hasan diye biri.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Rekor 49

Bugün tarihe geçti. 12 Yöneylem Araştırması sınavı arasındaki en yüksek notum 34'ken, 13. sınavda bu notu geliştirerek 49 yapmayı başardım. Muhtemelen tarihteki en yükseği de bu olacak. Zirvede bırakıyorum yani.

18 Nisan 2011 Pazartesi

Vizelerin Finali

Çarşamba günü üniversite hayatımdaki son vize sınavına gireceğimi umut ediyorum. Gerçi söz konusu ben olunca işlerin ne olacağı belli olmaz. Okulu bitirme ihtimalimin %50 olduğunu düşünüyorum. Nasıl hesapladın diyenlere geçmişimi sunmaya hazırım.

Vizelerin finalini "Yöneylem Araştırması 2" adlı güzide dersimizle yapıyorum. Finalin adına yakışır bir maç olacak yani. Finallerin finalinde, düşler sahnesinde görüşmek üzere.

Ekleme: Sonradan hatırladım da; 8. yıla uzarsa okul, vizeye istesem de giremiyorum. Yani bu son vize. Vay be ne anılarımız olmuştu seninle vize. Değerli vize. Hassssiktir lan ordan, değerine sıçtığım.

Ha bi de yoruma yazdım ama buraya da ekliyim şu yukardakileri eklemişken; İngiltere'ye vize almaya çalışsaydım Yöneylem'i geçmeye çalıştığım kadar(yani aslında derse çalışmıyorum ama geçmeye çalışıyorum; öyle bir paradoks), çoktan İngiliz vatandaşlığına hak kazanmış olurdum.

Şu an ki ruh halimi anlatan şarkı ise;


Mia Wallace'a saygılarımla.

13 Ocak 2011 Perşembe

Operations Research Dream

Millet American Dream, Arizona Dream görür, izler, oynar filan. Benim bu geceki rüyama bak. Operations Research Dream. O kadar kafaya takınca tabi kaçınılmazdı bu rüyayı görmem. Ama çok acaip bitti. Böyle uyandım kahkaha atıyordum.

Yöneylem'in finalindeydim rüyamda. Hoca 2 yıl öncesinin sorularını sormuş. Ama bana verdiği kağıt 2 yıl önce verdiği kağıdın aynısı. Aynısı yani, 2 yıl önce üzerine yazıp çizdiğim kağıt. 2 tane soruya 10'ar tam puan vermiş hoca. Onlara hiç dokunmuyorum, diğerlerine yapmak için uğraşıyorum filan. Esas bomba kısım ise sonda geliyor. Sınav bittikten sonra mı, yoksa devam ederken mi emin değilim yanıma bi kız oturuyor. Kızın adı da "Selnur Yadın". "Aydın" değil bak özellikle söylüyorum "Yadın". Böyle bi garip bakıyor bana, hoşlanıyor gibi filan. Ne alakaysa. Sonra "sen yeni mi geldin okula" diyor. Haftada bir gün dersim olduğundan tanımıyor tabi beni. Ben de acaip garip pis bir gülümsemeyle -efekt de katayım- "ehehahah Benim 7. senem yaa eheheah" diyorum.(Erdem Yener'in son avea reklamında "bombaya bak yaa" demesi gibiydi hatta) Bu efektleri sadece o cümlenın başı ve sonunda değil, söylerken de düşünün. Ben bunu der demez kızın suratı bir değişiyor, benden bir kaçıyor arkasına bile bakmadan. Şener Şen'in meşhur kaçışı-koşuşu var ya aynı o biçim. Sanki ben Nuri Alço'yum demişim kıza. O derece bir kaçış kızınkisi. Uyanıyorum, önce acaip bir kahkaha. Arkadaşa anlatıyorum o da kendinden geçiyor.

Evet yöneylem araştırmasının bokunu çıkardım artık. Geçse de kurtulsam. Geçsem de değil bak, geçse de.

12 Ocak 2011 Çarşamba

Eften Püften Başarılar #3

Bu da Yöneylem Araştırması dersinden bir anı. Bugün bahsetmişken bu kategoride yazılmayı hakediyor diye düşündüm.

Geçen yıl Yöneylem Araştırması dersinin bir ödevini teslim etmiştik. Ödev filan yapıyorum o zamanlar. Ödevi o zamanlar sınıf ve ev arkadaşım olan Tuncer alıp getirmişti. Yapıp vermiştik. Beraber yaptığımız belli olmasın diye de biraz değişik şekiller vermiştik soruların çözümüne. Ödevin tesliminden bir süre sonra bölüm katında bir ilan vardı. Yöneylem hocamız Tuncer ve beni yanına çağırıyordu. Gittik. "Çocuklar siz bu ödevi nerden buldunuz, ben böyle bir ödev vermedim" dedi. Tuncer de "fotokopiye söyledim bunu verdiler hocam" diye karşılık verdi. Ben artık dayanamadım telefon çalıyomuş gibi yapıp dışarı çıktım rahatça gülebilmek için. Bi de beraber yaptığımız belli olmasın diye o kadar çaba göstermiştik. Direk kabak gibi çıktı ortaya foyamız.
Hocanın vermediği bir ödevi teslim etmek de azımsanmayacak bir başarıydı.

Can Sıkıcı

Cuma günü Yöneylem Araştırması finalim var. Şu meşhur dersim. Bu ders yüzünden saçlarım döküldü lan.(Yok lan yok, ırsi de olabilir) Okulun biteceğine olan inancımı zayıflatıyor bu dersi hala geçememek. 4. kez alıyorum. Şimdiye kadar 4 vize 3 final olmak üzere toplam 7 Yöneylem sınavından aldığım en yüksek not 34. Bana her yer 61 olmalıydı. O kadar isteksizim ki çalışmak için. Zaten çalışınca da bişey anlamıyorum ki. Hem çalışıp kalınca üzülüyosun ya, çalışmayınca o da olmuyo. Zaten çalışmışsın çalışmamışsın bişey değişmiyo ki. Bunda tek başıma çalışmaya çabalamam(ve çalışamamam) ve dersi bilen bir tanıdığımın olmayışı-kalmayışı da etkili tabi. Aslında bu kadar zor olmamalı bu dersi geçmek. Herhangi bir dersi geçmek de o kadar zor olmamalı değil mi. Ama işte o kadar nefret ettim ki bu dersten ben. Bunda hocamızın dersi işleme tarzı ve sınavlardaki soru tarzı da etkili muhakkak. Sonunu bildiğim bir filme gidecekmişim gibi hissediyorum bu ders hakkında. Sürpriz oynamak istiyorum, filmin yeniden çekilmiş olmasını diliyorum. Ama bunun için bir şey yapamıyorum. Bu dersin sınavlarından birinde uyuyakalmıştım. Amma da yazdım ha. Altı üstü bi Yöneylem. Yönünü eyleyemediğim ders de geç işte. Ne çok birikmiş içimde.

Hazır modem çok fazla ısınmamışken, şu diğer mimi de yazayım. 1 hafta oldu nerdeyse yazamadım. 1-2 saate kopar yine bağlantım. En son modemin üstüne suyu dökücem. Sonra da önce duvara fırlatıcam, üstünde tepinicem. Video'ya çekip tüm paylaşım ortamlarında paylaşıcam.

İmge ve Mergiz belli bi yaşa gelip yap(a)madıklarımız konusunda orta açtılar. "Yapmak isteyip de yapabildiğin bişey var mı?" diye sorarlar adama önce. Neyse sıralayayım aklıma gelenleri.

  1. Hala kendime bi mp3 player almadım. Discman'le idare ediyorum.
  2. Bu yaşa geldim, o kadar çok şehir gezdim, hala İzmir'e gidemedim. Gittiğimde Bornova'dan başlıcam. Küçük Park civarından.
  3. Tam da hiç düzenli odam olmadı diye yazacaktım hevesle. Ama yaklaşık 10 gün önce Ersin'in düzenleyip, temizlediği odam neredeyse hala o günkü kadar düzenli ve temiz. O kadar emek verdi çocuk, kıyamıyorum dağıtıp pisletmeye.
  4. Hiç uçağa binmedim.
  5. Üniversite'de hiç kopya çekmedim diyebilirim. Çekemedim değil, çekmeye yeltenmedim.
  6. Kitap okuma alışkanlığı edinemedim. Senede 1 kitap belki. Bunu da biliyorsunuzdur da işte.
Kafam çok dağınık, bozuk. Çıkmıyo başka şeyler. Ne normal, ne de komik olabilecek birşeyler yazamıyorum.

Evet evet, aslında şu an 107 gol yemiş takımın teknik direktörü gibiyim. Yöneylem'den şimdiye kadar aldığım notların toplamına baktım, 94'müş. Girmediğim bir final var. Girmiş olsam belki 107 olurdu toplam.

6 Kasım 2010 Cumartesi

Yönünü Eyleyemediğim Ders; Yöneylem Araştırması


Benim okulumun bitmeme sebebi bu ders işte. Yöneylem araştırmasını geçtiğim gün okul da bitmiş demektir. Ama öyle bir inanç yok içimde kahretsin. Bu sene 4. kez alıyorum sanırım Yöneylem 1'i. 3 senedir vizelerden 14-34-22 aldım. Bu sene de şöyle 30'lu bişeyler alabilsem. Öper başıma koyarım. Zaten ödev vermiş vizeye yüzde 20 etki eden, haberim bile olmadı. Sadece bir tane devam zorunluluğum olan dersim olunca tabi. Okula da yabancı kaldım. Bu kadar fasa fiso, fiskos, masa örtüsü yeter zannımca. Şimdi bu Yöneylem de nerden çıktı diyeceksiniz. Haklısınız. Ama ben de haklıyım.

Schrödinger'in kedisi beni en yabancı olduğum konuda mimlemiş. Evet doğru bildiniz KİTAP! Senede 1 kitap okuma ortalamasını bile yakalayamamış biriyim ben. Şahsıma atılan ok'un 12'den isabet etmesi budur işte. Fena çuvalladım ha. Bir de böyle okumazken hiç, kitap yazma fikrim var bir konuda. Bu kadar da rezilim. Ama kitap hediye etmişliğim vardır bak. (Züğürt tesellisi-övüncü.)

Bu aralar Kurtlar İmparatorluğunu okuyorum. Aslında okuyorum da denemez tam. Bir hafta önce filan E-Book'tan başlamıştım. Başlamıştım işte. Anlayın..

Neyse geçelim şu mime artık.


Mim Konusu: Kitaplığınızın karşısına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin.
Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın.
Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu!
55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın. Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin.

Mim Kuralları:- Mimlenenler mimi cevaplamak zorundadırlar, mim bozulamaz.
- Mimin bozulması teklif dahi edilemez.
- Mim yalnızca 3 kişiye gönderilebilir. (Bu kural delinecek denmedi mi?)
- Karşılıklı mimlemeler yasaktır.
- Mim, her bir blog için sadece bir kez cevaplanabilir.
- Mim kurallarının ilk 6 maddesi değiştirilemez.(Bu da delinecek haliyle)


Aslında, aslında bir konu var. Yahu aslında ben kitaplık yerine E-Book'lardan seçseydim bir kitabı. Gözümü kapatıp rastgele bir harfe basarak klavyeden. Okumadığım bir kitap olacaktı ama, indirdiğim anı hatırlardım. İndirirken hissettiklerimi filan yazardım. Onları indirirken nasıl bir okuma hevesiyle indirdiğimden dem vururdum, zırvalardım. Neyse neyse.

Kitaplığım yok. Karşısına geçemedim. (Umut Sarıkaya tipi mutsuzluk tanımlarındandır bu bence. Ağzımda sakız olsaydı kesin düşerdi.) Elimde olan 3-5 kitaptan birini gözlerimi kapatarak seçtim ve Hamdy A. Taha'nın Yöneylem Araştırması kitabı geldi elime. Kitabı 6 ay önce çalıştığım fabrikadaki Endüstri Mühendisinden ödünç almıştım. Çalışacağıma inanarak vermişti iyi kitaptır bundan çalış anlarsın diye. Çalışmadım tabi eşşek ben. Ödünç almıştım geri de vermedim. Kötü hissettim bi an. Ama bu dersi geçmeden vermicem lan. Unutsun bu kitabı bence. Sayfaları hızlıca dolandım. Doğrusal Programlamalar, Dualiteler, Simpleksler.. Benim komplekslerim. Yok lan kompleks uymadı alakasız oldu, ama kafiye oldu dursun bari. "Benim kabuslarım" olcak doğrusu. Hastayım, kitabın kokusunu alamıyorum. Sümüklerim engelliyor.

Şimdi 55. sayfayı açtım. Açarken de sadece "Bölüm 6" gibi bir şeyle karşılaşmasam bari demedim değil.

Hiç ilginizi çekmeyecek ama kural böyle. Hazır olun hayatın anlamı bu paragrafta.

--spoiler Okumadan Geç Hiç--
Deniz Kabuğu Petrol, Aruba Adasında yerleşik, günde 600000 varil ham petrol kapasitesine sahip bir şirkettir. Rafineride normal ve süper olmak üzere iki tip kurşunsuz benzin nihai ürün olarak üretilmektedir.. Rafineri işlemleri üç aşamayı kapsamaktadır:
1) Distilasyon kulesinde besleme stoğunun oluşturulması.
2) Distilasyon kulesinde oluşturulmuş besleme stoğunun bir kısmının kullanılarak kraker ünitesinde benzin stokları oluşturulması
3) Kraker ünitesinden gelen benzinle distilasyon kulesinden gelen besleme stoğunun karıştırıcıda karıştırılarak normal ve süper benzinin üretilmesi.
Dolayısıyla, bu iki çeşit benzin farklı üretim maliyetlerine sahiptir.
(Okurken yorumum: Ha şunu bileydin baştan!) Şirket normal benzinin varili başına net karını, besleme stoğundan ya da bla bla bla blağğğ blaaaaaağ blaaaaaaaaaaaaaağğğğğğğğğ.
--spoiler Okumadan Geç Hiç--

ÜFFFFFFFFFFF sıkıldım. Vizesi yaklaşırken bu mim olayı ve bu kitap seçimi bir işaret aslında değil mi? Çalışmaya çalışacağım bu kez. Geçenlerde iş arıyorken ve bulamıyorken arkadaşlarla sohbette "ben alışmaya çalışık bir insanım" dedim. Becerip "çalışmaya alışık bir insanım" bile diyemedim. Bir işte çalışmakla ders çalışmak farklı da olsalar. Başaramadım. Al sana bir mutsuzluk tanımı daha. Etti mi 2! Bu yazıyı daha fazla uzatırsam 40'ı bulabilirim eminim. O yüzden zırvalamayı kesiyorum artık.

Gelelim seçeceğim 3 kişiye. Ben bu acıyı, ızdırabı çektim, başkaları çekmesin. Kimseyi mimlemiyorum. Demiyorum tabi. Kitap okuduğunu tahmin ettiğim-bildiğim kişilere göndereyim. Zaten benim gibi kaç kişi var ki bu kadar okuma yazması kıt olan.

And 11 points goes to;
Mathilda Tahon (Kurtlar İmparatorluğu bitecek yakın zamanda söz!)
Sweet Leaf (Black Sabbath'ın Sweet Leaf'i, Green Carnation değil!)
ceren (Kitap diyince burda bi durcaksın, yazmadan olmazdı!)
irma (Öğretmenimiz çocuklara Martı'yı okut emi!)
StummScream (Hocam fotoğrafta bişeyler okuyosun, kitap da okuyosundur sen!)
5 oldu. 2 tane de federasyondan özel izinle olmuş olsun. Nedu yani!? Zaten 6+2+2 diye bi saçmalık var. Ben yine 3+2'de durdum.

Sevgili Schrödinger; mimi piç ettiysem affola. Amma velakin odun ve yabani bir insan olan ben, okuyan bir insan değilim işte. Elimden gelen budur, adım Hıdır değildir, bir dahaki mimde daha somut şeylerle karşınızda olabilmek dileğiyle. (Bu ilk mim yazısıydı bu arada. Takip edilme ile alakalı da gelenler üzerine, bi ara umarım ki.) Sabahın bu saatinde makarna yemeye doğru geçiyorum. Evet! Malesef yine makarna! Sonra da yatıp zıbarıcam, o bahsettiğim lanet yatağımda. Selametle..

He bir de. Kitap 6. basımdan çeviri. Benim 4. alışım dersi. Bunun bir anlamı olmamalı.
Bu sabahın bir anlamı olmadığı gibi.