Okumadan Geçme

Facebook

yol hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yol hikayeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2012 Perşembe

Yol Hikayeleri #8 Konya'dan Hindistan'dan


Çok zaman olmuştu anlatacak bir yol hikayesi yaşamayalı. Konya yollarından çıktı hikaye. Mehmet'le beraber Ersin'in düğününe gitmek için Ankara'dan hızlı trenle Konya'ya gittik. (Ersin evlendi evet, bir zamanlar buralardaki satırların ortağı) Düğüne gidiyoruz diye de Ankara'dan gömlek kravat almıştık, giderken giyiverdik. Gömleği, kravatı asıl alma sebebimiz düğün değildi aslında, gelecekteki muhtemel iş görüşmelerinde giymek üzere hazır düğüne de denk gelmişken alalım dedik. Neyse efenim, yazmaya yazmaya körelmiş olduğumu da hissediyorum zira yazdığımdan zerre keyif almıyorum çok sıkıcı devam ediyo yazı. Konya'ya indik, taksiye bindik düğünün olacağı otele gitmek için. Çekmişiz ya gömleği kravatı bi de otele gidiyoruz, taksici hemen "iş için mi geldiniz" diye sordu tabi. İşadamı havasına bürünerek gelmiştik yani Konya'ya. Otele gittik, düğünde çokça sıkıldık, oynama muhabbetleri olduğu anlarda sıkça sigara içmeye kaçtık, filan fistan. Sonlara doğru öyle sıkıldım ki, Mehmet'e "bi daha hiç bi düğüne gitmeyek la, kimin olursa olsun" dedim. Gittiğim bana yeter, ayy her tarafım ağrıyor.

Bu kadar ıvır zıvır anlattıktan sonra esas yol hikayesine geçeyim artık. Gece 12'ye doğru otogara gittik. Mümkünse Düzce'ye, değilse önce Ankara'ya sonra Düzce'ye gidicez. İkisi de mümkün olmadı, otobüsler dolu, en erken otobüs de sabah 7'de diyo tüm firmalar. Umutsuz ev adamları olarak bekliyoruz, derken Pala Dayı çıkageliyor ortalıkta bağırıyor. "Ankara yolcusu kalmasın ankara yolcusu kalmasın" diye. Gidip sorayım adama "yer var mı acaba" diye yaklaşıyorum, "var" diyo hemen koşa koşa gidiyoruz. En azından bi 403'e bineriz diye beklerken Ford minibüse bineceğimizi anlıyoruz. Pala dayı 14. kişiyi bulmak için çabalarken minibüstekilerden biri "bu servis di mi bunla gitmicez, can güvenliğimiz yok bunda yaauuuv" bıdı bıdısı yapıyo. Yauuvv derken Okan Bayülgen konuşuyo zannedersiniz öyle vurgulu söylüyor adam. Herif hala anlamamış korsan minibüsle gideceğimizi. Son yolcuyu da buluyo Pala dayı, 14 yolcunun 2'si kız, kızlar öne oturuyorlar. Kız dayanışması oluyor hemen aralarında ortamın da katkısıyla. Can güvenliği geyiğine giren herif kızların oturduğu ön tarafın arkasında oturuyordu. Artık elini kolunu filan nasıl attıysa ön tarafa, mola verildiğinde kızlardan biri dönüp çemkiriyo adama "kötü niyetli olmayabilirsin ama dikkatli ol" falan filanlı sözlerle. Kulaklığın ardından duyabiliyorum zar zor bunları, hemen ardından diğer kız da söylüyo bişeyler, sonra mola yerinde kol kola giriyolar, çay içiyolar, 5 dk'da kankaya bağlıyolar muhabbeti. Mola demişken, yola çıkmadan önce aldığım Çokonat'lardan birini Mehmet'e vermiştim al ye diye, "molada yerim amcoğlu" demişti Mehmet de. Espri yapmıştı aklı sıra, minibüsümüzün mola vermeyeceğini düşünüyorduk. İş adamı gibi geldik, mülteci gibi geri döndük Konya'dan sonuç olarak. Sıkış tıkış, uyumanın imkansız olduğu, ama yanımdaki insanüstü varlığın uyumayı başarabildiği bu yolculuğun ardından AŞTİ'ye geliyoruz.

Yanımdaki uyuyabilen vatandaş.


Çakma iş adamları.


Uyumaya çalışan bir adet Mehmet.


Ve yolculuğun sonu..


Ankara'dan Düzce'ye gidecek olan ilk otobüs 3 saat sonra. Çaresiz beklicez, e tabi uyumak şartıyla. AŞTİ'yi bilenler için söylüyorum, deniz tarafına bakan kaleye Gençlerbirliği hücum ediyor. Ne diyorum lan ben? AŞTİ'yi bilen bilir işte giden otobüs katında, oturmalık yerlerde geceleri uyunur. Biz de aynısını yapıyoruz. Ama ben hala gömlek ve kravatla duruyorum. İşadamı görüntümden taviz vermiyorum asla. 40 yılın başı böyle giyinmişim, çıkarmam lan o kravatı çıkarmaaaam. O halimle yatıyorum o oturma yerlerinden birine AŞTİ'deki. Baya da güzel uyumuştum he, Mehmet dürtüyo hadi vakit geldi gidelim diye. Uyanıyorum, karşı bankta bi kız çok da sempatik bi şekilde gülüyo, bana bakıyo, "noluyo olm rüya mı görüyorum ben, bu kız bana niye gülerek bakıyo böyle" derken, gömlek kravat geliyo aklıma. O vaziyette giyinen adamın ne işi var mülteci havalarında AŞTİ köşelerinde. Güler tabi insanlar. Sonra bu AŞTİ'deki gülme muhabbetinin aynısını Düzce'ye gittiğimiz otobüsten inerken tekrar yaşıyorum. Bu kez Düzce'ye gelmişiz, muavin uyandırıyo bizi, yan koltukta oturan bi kız, yine çok sempatik ve güzel gülümsemesiyle bana bakıyor. Lan diyorum hep böyle zamanlarda gülersiniz zaten.

* Bu kadar boktan bi hikayeyi nasıl bu kadar uzun anlatabildim şaşıyorum kendime. Hayır, ben de o kaçtığım kafa açan adamlardan oluyorum diye korkmaya başladım.

30 Haziran 2011 Perşembe

Yol Hikayeleri #7

Şimdiye kadar hep bi' eğlence vardı yol hikayelerimde. Bu kez öyle değil. Hikaye filan da yok yani. Öncekiler de yaşanmışlardı ama onların bir mizahi yanı da vardı. Bu kez farklı.

Seneler boyunca Kayseri'den Düzce'ye uzanan son yolculuğun hayalini; "İçim çok rahat bir şekilde, son kez bincem o servise ve otogardan otobüse. En rahat yolculuğum olacak." şeklinde kurmuştum. Ama öyle olmadı. Tam tersi oldu hatta. En zor yolculuktu dün gerçekleşen. İçim çok rahat yapacağımı düşlediğim yolculukta, hiç rahat değildi içim. En sıkıntılı olanıydı. Gözüm arkada kalarak olandı bir nevi.

Gelecekle alakalı kurduğun düşlerin gerçekleşme zamanı geldiğinde; hiç aklının ucundan geçmeyen şeyler oluyor ya işte . Hayatın ne kadar garip olduğunun göstergesi.

25 Ocak 2011 Salı

Yol Hikayeleri #6

Bu satırları Aşti'den yazıyorum. Bu yolculukta hiçbir halt olmadı. İlk kez baştan sona uyudum. Otobüslerde hiç uyuyamayan benim için yazılmaya değer bir hikaye, napalım uyuduysan demeyin şimdi.

Şimdiye kadar çok denemiştim ama ilk kez işe yaradı. Sabah saat 7'deydi otobüs. Gece sabahladım, 7'ye kadar uyumadım ve otobüste; bildiğiniz camış gibi, bilmediğiniz Ersin gibi uyudum. İlk kez gideceğim yere vardığımda; "o iyi yolculuklar dileyen servis görevlimiz" tarafından "Ankara'ya geldik beyfendi" denilerek uyandırıldım.

20 Aralık 2010 Pazartesi

Yol Hikayeleri #5


Bu kadar kısa zaman içinde bir yenisinin olacağını ben de beklemiyordum vallahi. Çok sıradan başlayan yolculuk, Harem'de yanıma oturan Osman amca sayesinde anlatacak bir şeyler çıkardı ortaya. Aslında pek de mühim değil ama o ilk diyalog ilginçti.

Koltuğun arkasındaki televizyonu açmaya çalışırken ben ayarlıyım dedim, açtım istediği kanalı Osman Amca'ya. Sonra "nerelisin?" diye sordu bana "aslen Trabzon ama doğma büyüme Düzce" dedim her zamanki gibi. Öğrenci olduğumu söyledim Kayseri'de. Kendisinin de 1 ay izni olduğunu söyledi ben de memlekete gidiyorum işte dedi. Sonrasındaki diyalog;
- "Ne izni ki bu 1 ay?" dedim.
+ "Liglere ara verildi ya futbolcu benim oğlum. "dedi.
Amatör takımlarda mı oynuyo ki oğlu acaba diye düşünüp "hangi takımda" diye sordum.
+ "Fenerbahçe'de" dedi.
- "Altyapı'da mı oynuyo."
+ "Yoo A takımda"
- "Mehmet Topuz mu?"
+ "Evet."
- "Hadi ya." dedim şaşkınca.

Ulan bişeyler sorsam ama ne sorsam, aklıma da bişey gelmiyo. Şu Beşiktaş'a transfer olacakken Fener'e gitmesi hakkında konuştuk biraz. Osman Amca Galatasaray'lıymış öyle dedi. O transfer zamanında yapmış oldukları açıklamalara göz attım bugün. "Ailecek Beşiktaş'lıyız" demişler o dönem. Daha sonrasında da "Beşiktaş formasını Mehmet'e zorla giydirdiler" diye açıklamalar gelmiş. Mehmet Topuz'un da Galatasaray'lı olma ihtimali kuvvetli yani.

Transferin gerçekleşmesini de şöyle anlattı; "Benim villaya helikopterle geldi Aziz Başkan sabah 10'da, öğlen 1'de de aldı gitti Mehmet'i." Villasının adını bir kaç kez daha duydum konuşurken ara ara. "Aston Martin Villa" bu boru değil.

Kayseri'de bir arkadaşımı sordum kendisine; baya iyi futbol oynayan ama zamanında süper amatörde oynarken kendisine gelen 100.000 TL'lik transfer teklifini hocasına "gidiyim mi hocam" diye sorup "gitme" yanıtı alınca gitmeyen arkadaşım; Ufuk'u sordum. Genç oldukları zamanlarda bi Mehmet Topuz bi de Ufuk çok iyi olacaklar deniliyormuş duymuşmuydunuz dedim. Evet duymuştum dedi. Ah be Ufuk sen olacaktın belki de onun yerinde.

Ara ara ufak tefek muhabbetlerle geçti yolculuk. Dahası da var da burada anlatmıyım herşeyi. Uçakla gitmeyiş nedenini de kışın sisten dolayı inişin geciktiğini belirtip, havada beklemekten korktuğunu ima etti.İndiğimizde 4 tane büyük bavulu olduğunu gördüm. 1 ay için 4 bavulu sadece kendisi getirmiş! Aradı Mehmet'i, gelip onu almasını beklerken ben de servise doğru yol aldım iyi günler dileyip. İki de çayını içtim molada. Ziyade olsun Osman Amca.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Yol Hikayeleri #4


4. yol hikayesi gelir mi demiştim. Geldi. Otobüste yanımdaki kişiydi bu hikayenin kahramanı.

Yol boyunca konuşup duruyordu yanımdaki adam. Beynimi kemiriyordu adeta. Yolculuk başladığında kendi halinde bir yolculuk yapacak izlenimi veriyordu. Otobüs kalkmak üzereyken de bir kağıda yazıp çizdi bir şeyler. Daha sonra da benle muhabbet etmeye başladı. Çıktığı bu yolculukta cebindeki son 8 liranın 4 buçuğunu L&M sigarasına verdiğini söyledi. 1 lirayla da kek alıp yemiş. Banane ulan senin sigarandan manyak diyorum içimden. İstersen 7 liraya Marlboro al, 1 lirayla da tuvalete git molada. Hem uzun yola gidiyorsun, hem de cebindeki 3-5 kuruşu sigaraya veriyorsun. Nasıl salaksın lan sen. Yediğin keki bana niye söylüyosun.




Yolculuğun devamında, yolculuk öncesinden de anlatacakları var kahramanımızın. Cebindeki 50 yeni kuruş olarak bildiğimiz; adı yeni kuruş, kendisi artık eski kuruş olan 50 kuruşu harcayamamaktan şikayetçiydi. Önce otobüs bileti doldururken denemiş, yememiş biletçi bu artık geçmiyor diye. Sonra da markette denemiş, orası da yemeyince ümidi kesmiş artık. Halbuki çok değerli bir paraydı onun için harcanabilen bir para olsa.




İlk mola oldu, otobüsten indik, mola bitimine doğru yeniden otobüse bindiğimde Discman'inin pilinin bittiğini fark etti çocuk. Otobüsün kalkmasını kısa bir süre kaldığı için koşar adımlarla gitti markete. Geri geldiğinde de gülüyor bir yandan. Adam içinde bulunduğu bu durumdan keyif de alıyor yani. 2 tane pil almış 1 liraya en adisinden, yeter mi acaba yol bitene kadar diye bana soruyor. Ne bileyim lan ben? Git Duracell Müşteri Hizmetlerine sor, "en dandik pil ne kadar dayanır?" diye. Cebinde artık 1 buçuk lirası kalmış. Molada tuvalete gidememiş haliyle, son parayı harcamamak için. Tuvaletler de maşallah 1 tl. Param olsa da vermem abi diyo. Bak burda haklısın dedim, işemek bu kadar pahalı olmamalı. Kibar Feyzo'daki şu sahne geldi aklıma yine.

Böyle böyle devam etti gitti işte. Bu şekilde bir yolculuğu yapmayı da aslında kendi istediğini anlattı, biraz heyecan olsun istediğini söyledi falan filan işte.

Ersin aldı otogar'dan beni ve eve geçtik. Olanları anlattım, cebimden L&M paketini çıkarınca Ersin "Adam fakirlikten L&M içiyo ya" dedi, yarıldık, koptuk, çatladık filan.

Evet, yani, aslında yanımdaki ben'dim.

9 Aralık 2010 Perşembe

Yolculuk

Önce İzmit'e, sonra İstanbul'a, sonrasında da Düzce'ye. Bu yolculuk önemli. Sıfırdan başlamak için önce biraz moral. Bu yolculuk sırasında belki Yol Hikayeleri #4 için yazacak bir şeyler çıkar hem. Önceki 3'ü arşivin tozsuz sayfalarında. Baya öncenin yazıları oldular artık. 4. yol hikayesiyle dönebilmek ümidiyle giderken, okumayanlar ve okumak isteyenler için kaçırılmayacak fırsat.

Yol Hikayeleri #1

Yol Hikayeleri #2


Yol Hikayeleri #3

12 Şubat 2010 Cuma

Yol Hikayeleri #3



Çok taze, sıcacık bir yol hikayesi. Ama önceki ikisinden çok farklı baştan söyleyeyim. Önceki ikisinde başrollerde kızlar da yer alırken, bu kez 10-15 yolcunun olduğu otobüste dişi sinek bile yoktu.

Otogara yeni gelmişim, çanta bavulu otobüse teslim etmişim. Sigara içiyorum son bir tane. 20'li yaşlarda bir çocuk sigara istedi tam otobüsün önündeki sandalyelere oturacakken. Verdim. Kulaklığım takılı halde oturdum orda yan tarafına. Baktım bir şeyler anlatıyor, çıkardım kulaklığı.

-Ağbi ben teslim olmaya gidiyorum Ankara'ya Sincan'a. Teslim olacam ağbi. Gasp yaptım ben. 7 yıl 3 ay verdiler ağbi. Çok pişmanım ağbi. Kız kardeşime laf etti, sövdü ağbi. Benim de kafam iyiydi eroin cigara filan içmiştim. Salladım bıçağı ağbi. Dayanamadım ama şimdi çok pişmanım ağbi. Ankara'da komiser aradı beni çağırdı kaçma gel yat dedi. Ordaki koğuş ağası var Uğur tanıyor musun? Eeeee. Uğur Demir. Böyle çok şişman koğuş ağası oranın. O da aradı beni ağbi. Gel yat 7 yıl 3 ay sonra çıkarsın dedi bana ağbi. Öyle işte ağbi. Şimdi Ankara'ya gidiyorum ağbi. Bak bu da biletim ağbi.

O bunları anlatırken ben kafamı sallayarak tepki verdim. Derken bunun gibi bir tanesi daha yanaştı. O da sigara istedi önce. Ona da verdim bi tane Pall Mall'ın en dandik sigarasından. Bu kez o başladı konuşmaya:

-Ağbi ben de Ankara'ya gidecem ama biletim yok benim. Otobüse almazlar beni dimi ağbi.

Almazlar filan dedim. Neyse sigara bitti. Ben otobüste yerime geçtim. Çocuk da bindi otobüse. Ön tarafa geliyor rastgele boş olan bi yere oturuyor. Bana yanımın boş olup olmadığını soruyor filan. Arkalardaki yerine oturttular çocuğu. O yine gidip geliyor yarım saatte bir ileri geri.

Mola oldu Bolu Dağındaki tesislerden birinde. Konuşayım dedim biraz daha şununla. Bir sigara daha verdim. Sigarayı aldı yaktı uzaklaştı gitti. Hiperaktif eleman yerinde duramıyor. Mola yerinde de sergilediği davranışlar sonrası çocuğun akli dengesinin bozuk olduğunu anlamış oldum.

Mola bitti yeniden otobüsteyiz. Hosttan 15 dakika arayla ilkinde 4 tane ikincisinde 5 tane su istedi. İlkinde 1'ini, ikincisinde 2'sini bana verdi suların. "1 tanesi yeter" dediğimde de, "Olsun olsun sonra içersin" diye diretti.

Böyle böyle Ankara'ya geldik. Aşti'de 2 yolcu ve hostla birlikte konuşurken.
"İndi mi bizimki" dedim.
"İndi ya çok şükür kurtulduk" dedi.
"Seni de mi rahatsız etti" dedi yolculardan biri.
"Yok aslında rahatsız etmedi pek, eğlenceliydi" dedim ben.
Yolculuk başlamadan önce bana anlattıklarını onlara anlattım. Gülerken, eğlenirken bir yolculuk daha sona erdi..

Yol Hikayeleri #2 Bu Hikayedeki Mal Benim

Yol Hikayeleri #1

Bu arada farkettim ki, blogtaki 61. kayıtmış bu. :)

2 Şubat 2010 Salı

Yol Hikayeleri #2 Bu Hikayedeki Mal Benim



Bu kez karşınızda olacağım yol hikayesi; 2006 senesinde bir milli bayram öncesi Kayseri'den Ankara'ya giden yolda yaşananlar.

Süha Turizm ile her daim çok ğelenceli olan yolculuklardan birisiydi. Gece 2:00, 2:15 ve 2.30 da ayrı ayrı 3 sefer vardı bayram yoğunluğu nedeniyle Kayseri'den Ankara'ya.

Dışarıda otobüsü beklerken birçok genç arkadaşımız gibi ben de kulaklığımı takmış müziğimi dinliyordum. Yan tarafımda da aynı benim yaptığımı yapan bir kız vardı. Hafiften bakıyorum filan güzel de kız. O da bana bakıyor baktım ki. Neyse saat 2:15 oldu ve kızımız otobüsüne doğru hareket etti. Benim otobüsüm 2:30 otobüsü.

Tam otobüs kalkacakken cam kenarında oturmakta olan kızımız el salladı bana. Haydaaa noluyo la dedim. Eğer gerçekten bana el salladıysa yarım saatlik molada kesişen 15 dakikamızda kendisiyle konuşma fırsatı bulabilirim dedim metanetle.

Mola vakti geldi çattı. Baktım kız dolanıyor ortalıkta. Belli ki beni bekliyor. Ama ben gidip konuşabilir miyim hiç. Hayatta olmaz. Bekledi bekledi otobüse bindi, içinden "bu salakta iş yok" diyerek muhtemelen. Otobüs şoförü çalıştırdı otobüsü, kalktılar kalkacaklarken. Kız yanındaki teyzeden müsaade isteyip indi otobüsten.(Bir yandan da onun olduğu cam kenarına geçtim bakıyorum) Hop noluyor lan yoksa yanıma mı geliyor diye düşünürken, yaklaştı yaklaştı. Ben hala başka bir sebep için inmiş olabileceğini düşündüğümden ona doğru bakmıyor ve salak salak sağa sola bakıyorum. Derken bir "Merhaba" sesi. Bir heyecan, bir adrenalin vücudumu bastı.

"Merhaba" dedim.
"Ankara'ya heralde" dedi.
"Evet, ordan da Düzce!ye geçeceğim" dedim.
"Senin yolun baya uzunmuş" dedi.
"Evet sana göre 3 saat filan fazla" dedim.

Lafı öyle böyle geveledim becerip. Kızın 1 dakikalık süresini bu şekilde yedikten sonra kız: "Otobüs kalkıyor ben gidiyim" dedi. Be salak kızın bi adını sorsana, bölümünü sorsana. N.Ş.A(Normal Şartlar Altın)'da kızın telefon numarasını istemek gerekli tabii de. En azından bi bölümü olsaydı elimde.

Neyse kız bindi gitti. Ben öyle kaldım. Sonra ben de bindim. Hala içimden umut ediyorum. Aşti'de inince bekler mi acaba. Orada konuşurum filan diye.

Beklemedi tabi. Kızı yaklaşık bir sene sonra filan gördüm bi daha Kayseri'de. İş işten çoktan geçmişti tabi.

Tüm arkadaşlarımın bu olayda söyledikleri gibi. Evet bu hikayedeki
"Mal" benim.

22 Ocak 2010 Cuma

Yol Hikayeleri #1

Acaip acaip olayların başıma geldiği şehirlerarası yolculuk hikayelerinden en yakın tarihte gerçekleşeni. Geçen yıl İstanbul'dan azap şehrine geri dönerken yaşandı. Ersin'i ve o zamanlar ki sevgilimi orda bırakıp dönüyor olmanın hüznü var üstümde. Duygusal şarkılar dinleyip duruyorum. Solda pencere tarafında oturmaktayım. Haremde önümdeki koltuğa bir kız bindi. Servisler yapıldıktan sonra ışıkların da kapatılması ile birlikte olaylar gelişmeye başladı. Önümde oturan zat yavaş yavaş pencere tarafına doğru dönmeye başladı. Dışarıyı seyrediyor heralde diye düşündüm. Bi yandan da camdan kesiyor gibi bi izlenim alıyorum. Biraz daha geçti. koltuğa tamamen yan bir şekilde oturdu. Ve dışarıyı seyretme modundan beni seyretme moduna geçti resmen. Ben takmışım kulaklığımı hüzün yapıyorum ağlayayım diye kasıyorum kendimi Necla Nazır gibi. Başıma gelene bak! Tamamen yan oturuşun sonrasında kafasını da camla koltuk arasına sıkıştırıp uzun uzun bakmaya başladı. Hemen çok sert ve etkili olduğunu düşündüğüm Kadir İnanır bakışlarıma başvurdum. Kıza tüm mal varlığımı elimden almış birisine bakar gibi baktım. Sert sert sert! Kadir Abi halt etmiş. Döndü önüne oh rahatladım dedim. 2 dakika sürdü önüne dönmesi. Bu Kadir İnanır bakışları ve kızın önüne dönüp tekrar arkasına dönme olayı 3-5 kez daha gerçekleşti. Baktım artık Kadir İnanır bakışları da etki etmiyor. Son çare olarak yanımdaki polar ile yüzümü kapatıp uyuyo numarası yapmak geldi aklıma bir anda. Ve işte en büyük hatayı orda yaptım. Bunun üzerine elini dizime koydu. Geri çekmem de bir işe yaramadı. Ara ara da sert bir şekilde dizime vuruyor uyanayım diye. Var mı lan bende o göz he? Bir süre de böyle devam ettikten sonra mola oldu. Ve moladan kısa bir süre sonra da indi! Bundan daha fazla tacize uğrayamaz heralde bir insan otobüste. Özellikle bir erkek! Dip not: Neden kıza sözlü tepkide bulunmadın diye soranlar olabilir. Kızın psikopatlığından korktum. Bişi desem bi de üste çıkmaya kalkar ondan sonra uğraş dur. Kendi çözüm yollarım yeterli olur diye düşündüm hep. Ama o hep daha fazlasını istedi.