Okumadan Geçme

Facebook

Into The Wild etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Into The Wild etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2010 Pazartesi

Society - Eddie Vedder vs Johnny Depp

Into the Wild'ın muhteşem soundtrack'i. Soundtrack albümü çok güzel. Tüm bu şarkılar arasında Hard Sun ve Long Nights ile beraber en sevdiğim şarkısı da bu: Society. Sözleri ve sözlerin filmle uyumu ayrı bir güzel. Filmi izlerken altyazıda sözleri okurken sanki benim yazmış olabileceğim şeyler gibi gelmişti. Düz yazının şarkı sözü şekline dönüştürülmüşü gibi. Bir de bunu Johnny Depp'le beraber çalmışlar ki.



it's a mystery to me
we have a greed
with which we have agreed

you think you have to want
more than you need
until you have it all you won't be free

society, you're a crazy breed
i hope you're not lonely without me

when you want more than you have
you think you need
and when you think more than you want
your thoughts begin to bleed

i think i need to find a bigger place
'cos when you have more than you think
you need more space

society, you're a crazy breed
i hope you're not lonely without me
society, crazy and deep
i hope you're not lonely without me

there's those thinking more or less less is more
but if less is more how you keeping score?

means for every point you make
your level drops
kinda like its starting from the top
you can't do that...

society, you're a crazy breed
i hope you're not lonely without me
society, crazy and deep
i hope you're not lonely without me

society, have mercy on me
i hope you're not angry if i disagree
society, crazy and deep
i hope you're not lonely without me

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Yaşlılık ve Gitmek

Uzun zamandır bekleyen bir yazıydı.

Bu fotoğrafta sizler mutlu, gülümseyen birini görüyorsunuz. Çok da güzel gülümsemiş. Normalde hiç böyle gülemezdi fotoğraflarda. En mal halleriyle çıkardı. Benim gördüğüm ise 4 yıl öncesinde kalmış güzel zamanlardan, güzel hayalleri olan biri bu fotoğraftaki. Fotoğrafa baktıkça o gülüşün sonrasında yaşadıklarımı düşünerek yaşlandığımı düşünüyorum. Belki hala öyle gülebiliyorum. Ama aklımda bin türlü şeyle değildi o gülümseme. Şimdi bu gülüşün ardından bir süre sonra kafama takılan o kadar çok şey var ki. Kimisi de yalandan şimdilerde bu gülümsemelerin.

Yaşlılık. Herkes için değişen bir kavram. Kimi yaşı vardır ama genç hisseder. Kimi daha 20'lerinde yaşlandığını düşünür. Ben de 20'lerinde yaşlanmış hissedenlerdenim. Bunun için çok nedenim var. Ruhen çok fazla yıpranmış ve yaşlanmış hissediyorum kendimi. Yaşadıklarım; bir anda oğul iken baba yerine geçmeme sebep oldu. Bu bile tek başına yeterli ruhun yaşlanmasına. Babamı kaybettiğime, onu bir daha göremeyeceğime mi üzüleyim, annemin yaşadıklarını düşünüp ona mı üzüleyim, kardeşlerim için mi üzüleyim bilemiyorum bazen. Kardeşlerimin geleceğinin yükünün üzerimde olmasından dolayı üzerimdeki yükü taşıyabilecek miyim diye kendi kendime sürekli hesaplaşmamla mı uğraşayım. Gördüğüm rüyaların etkisiyle özlediklerimle mi meşgul edeyim beynimi.

Yaşlandığımı hissetmeme sebep olan şeylerden birisi:
Okulun kantininde oturacak boş yer bulamamak. Yanına oturacak bir arkadaş dahi bulamamak çoğu zaman. O kadar eskidik şu kodumun okulunda da işte.

Gitmek istiyorum uzun zamandır. 3 yıldır.
Into The Wild'da Christopher McCandless ailesi yüzünden bırakıp gitmişti ya herşeyi ardında bırakıp. Ben ailem için gitmiyorum, gidemiyorum. Onlara karşı olan sorumluluklarım beni engelleyen. O sorumlulukları da yerine getireceğim inancım pek yok ya. Yine de bırakıp gitmek tamamen yüz üstü bırakmak çok ağır bir karar olur. Hem kendim hem onlar için. Gidemeyişimin bir işe yaraması için bişeyler yapmam lazım sorumluluklarımı yerine getirebilmem için. Ama onu da yapacak gücü bulamıyorum kendimde. İnancak bişey kalmamış gibi sanki hayatta. Bazen saçma salak hayaller ve umutlar giriyor hayatıma. Uçuveriyorlar sonra hiç olmamış gibi. Ruhumu yükseklere çıkartıp aşağıya bırakıyorlar. Eskisinden de beter oluyor herşey. Biliyorum, istesem, uğraşsam, inansam yapamayacağım şey yok. Ama istemek ve inanmak için; kendimi inandırabileceğim, bekleyebileceğim, güvenebileceğim birşey bulamıyorum. Kırılgan hayallermiş hep hayal ettiklerim. Her zaman en zoru istedim. Ama hiç birinde başaramadım. Yine başaramayacağım. Başarmayı hakettim mi? Bence hayır. Ama çabalamıştım. Çok daha az hakedip benden çok daha fazla şeye sahip olan bir çok insan tanıyorum.

Herşeye rağmen gidersem bir gün, geri dönebilir miyim bilmiyorum. Geri dönersem çok rahatlamış olurum gibi geliyor. Ama geri gelmeyi ister miyim onu da bilmiyorum tam olarak. Gitmek için olan hayalimde, başıboşluk, biraz huzur, biraz eğlence, biraz gamsızlık istiyorum. Sıkılmamak istiyorum. Ve yavaş yavaş ölmek istiyorum. Uyurken ya da kanserden ölmektense belki bi sokak çocuğunun bıçağıyla ölmek, belki mafyadan bir adamın kurşunuyla ölmek, belki de sokaklarda açlıktan yavaş yavaş ölmek.

Bu hayallerin bazıları belki şu andaki hayatımda da var ama. Çok farklı koşullarda o hayalle.

Eğer hayal kuruyorsanız önce inanın.İnanmadıktan sonra ne peşinden gidebiliyorsunuz, ne de gerçek oluyor. İnanmak da yetmiyor tabi bazen. Sadece sizin çabalarınızla gerçekleşecek hayaller olmuyorlar bazıları çünkü. İçinde başkaları da oluyor. Biraz şans da lazım tabi.

Ya da... Boşverin. Kurmayın hayal mayal. Bi boka yaramıyolar işte.