Okumadan Geçme

Facebook

16 Haziran 2010 Çarşamba

İş Bilmez Zat'lar


"Dünyanın en güç işi, bir işin nasıl yapılacağını bilirken, başka birinin nasıl yapamadığını ses çıkarmadan seyretmektir."

"Mevlana"

Uzun zamandır belirtmek istediğim bir şeydi bu. Mevlana çok kısa ve güzel olarak özetlemiş. İş hayatındaki en büyük sıkıntıdır bu. Özellikle üstünüz olan bir kişiyse işi yapamayan çok daha zordur.

Exel'deki iki dakikalık işi yarım saatte yapamaz böyleleri. Yarım saat uğraşır uğraşır ve size ilk haliyle geri verir yaptığını zannettiği şeyi. Siz birşey diyemezsiniz şöyle yapılıyor kolayca diye. Aslında diyebilirsiniz ama sürünsün, uğraşsın diye geçer içinizden engel olursunuz kendinize. İçiniz içinizi yer o kıvrandıkça. Bir yandan zevk alırsınız onun kıvranmasından. Bir de laf anlamayan andavalın biridir bu kişi mutlak sürette. Hepsine tamam ama o en sondaki dedikleri kahreder sizi. Hiçbir değişiklik yapamamıştır üzerinde uğraştığı exel dosyasında ama "Böyle çok iyi oldu, bundan iyisi can sağlığı." der o zat açığını örtmek için. Hay seni oraya oturtanın dersiniz. Kaderinize lanet edersiniz. Aldığınız zevk damağınızda kalır. Eşe dosta anlatırsınız, güler taşşak geçersiniz. Ama o adam hiç olmaması gereken yerde oturuyordur. Gerçeğin bir diğeri de budur.

Halit'e selamlar..

9 Haziran 2010 Çarşamba

Sınavlardaki Çaresizlik Anları


Sınavda çaresizce etrafa bakmaktır, bakarken sıkılıp uyumaktır. Bu etrafa bakış esnasında çok salak da bi gülümseme olur bazen çaresizliğin verdiği. Ulan yine kalıyoz amına koyim dersin içinden. Bakarsın etrafındakilere. Harıl harıl soruları çözüyorlar. Hesap makineleri düşmüyor elllerinden. Ulan bu soruda da mı hesap makinesi kullanılıyo ki dersin. Sonra amaaaaaan pırrtttttt benzeri bir iç ses yaparsın. Boşvermişliğinin göstergesidir.

Uyumaya kalkarsın. En öndeyken hem de. Asistan gelir sen vizeye girmiş miydin diye sormak için uyandırır seni. Ulan girmiş olsam ne olur, girmemiş olsam ne olur dersin içinden. Sonuçta kalıyorum işte finalde boş boş durup. ne önemi var ki vizenin artık. En son artık beklemekten ve uyuyamamaktan sıkılırsın. Sınavdan ilk çıkan kişi sen olursun. Senin gibi 1-2 tanesi daha vardır. Sınav çıkışında onlarla geyik yaparsın biraz. Bikaç soruya taşşağına bişeyler yazmışsındır. Tamamen sallamasyon tekniği ile. Onları anlatırsın. Gülersin eğlenirsin. Ama aslında için ağlıyodur. O duruma düşmüş olmaktan dolayı. Bir bok yapamamış olmaktan dolayı. Yapanlara dalasın gelir. Hele en yüksek ortalamaya sahip olanına. Ama onu da yapamazsın. Sonraki seneye sarkar.

Her yıl biraz daha alttan alırsın dersleri de gururunu da.

Ben 12 Yaşındayken


12 yaşındaydım. Birşeye sinirlenip gidip bi paket L&M almıştım, neye sinirlendiğimi hiç hatırlamıyorum. Birkaç kilometre uzaktaki mezarlığa gidip içmiştim iki farklı zamanda. Mezarlığın ücra bi köşesini bulup içmiştim. Aynı anda iki tane sigara yakmıştım her iki gidişimde de. Aynı anda iki tane yakma sebebim de dönemin dizisi Tatlı Kaçıklar'daki Rafet karakterinin Aysu bacıyı bafiledikten sonra aynı anda içtiği 2 sigaraydı.

O günlerden birinde okuldan eve geldiğimde evde kimse yoktu. Komşuya sordum annem için köye gittiler dedi. Eh iyi bari dedim mezarlığa kadar kim yürüyecek evde içerim. Yine peşpeşe iki tane sigarayı içtikten 5-10 dakika sonra zil çaldı. Götüm bir tutuştu bir tutuştu. Hemen küllüğü filan yıkadım, pakedi sakladım, annemler yukarı çıkana kadar. Annem aldı tabi kokuyu hemen. Kuzenlerden birisi mi geldi de onlar mı içti, sen mi içtin, kim içti. Defalarca bunu sordu. En son izmarit filan buldun da onu mu içtin dedi. "Evet" dedim. "Merak ettim nasıl oluyo diye öyle bulduğum bi izmariti içtim."

O günden sonra 20'li yaşlara kadar hiç içmedim.

3 Haziran 2010 Perşembe

Slayttan Ders Çalışmak


Çok değerli hocalarımızın sıkılmayalım(aslında çalışamayalım) diye ders notlarını powerpoint sunuları halinde hazırlamalarıyla yapmamız gereken eylem oluyor.

Ama biz ne yapıyoruz?

Bilgisayarı açtıktan sonra maçın ilk dakikalarında mozillayı açarak çeşitli sitelere giriyoruz ve ilk golü kalemizde görüyoruz.

Sonra bi msn'e de bakayım yahu diyoruz ilk 20 dakikada 2-0 yenik duruma düşüyoruz.

Ardından gelen vicdan azabı ile o slaytlardan birini açıyoruz ve skoru 2-1'e getiriyoruz.

Son olarak winamp'ı da açarak skorun 3-1'e gelmesini engelleyemiyoruz ve ertesi gün sınavda 3'ün 1'ini alıyoruz.

2 Haziran 2010 Çarşamba

Absürd Hayaller

İşimiz gücümüz yok ya. Hayal kurup duruyoruz. Bir kere de absürd bir hayalimiz olsun dedik.

Taner başladı kurmaya. İstanbul'da boğaza nazır bir yalımız olsa bizim kendimizin. Ama fabrikada asgari ücretle çalışıyor olsak. Doğalgaz faturasını ödeyemesek. Kesilse doğalgazımız.

Bu noktadan sonra hayale ben devam ediyorum şu cümlelerle: Olm madem asgari ücretle çalışıyosun ödeyemiyosun faturalarını. Satalım o yalıyı daha ucuza daha küçük bi yalı alalım. Artan parayla da rahat rahat yaşarız.

Zaten şu anki hayatımızın hayaldeki yalı dışında bi farkı yok.


Sonra da Taner'le bu hayali farklı bi açıdan devam ettiriyoruz. O yalının bi odasını kiraya versek bize ömür boyu yeter olm lan!

1 Haziran 2010 Salı

12. Final Dönemi

Üniversite hayatımdaki yaz okulları hariç 12. final dönemi dün itibariyle başladı. Ben yine her dönem olduğu gibi ders çalış(a)mıyorum. Bana sahip çıkınız sevgili arkadaşlarım. Yoksa daha çok final dönemi görürüm ben.

2 günde 2 final. Toplam çalıştığım süre 1 saat bile yok. Birileriyle çalışabilmem gerekli. Tek başıma imkansız.

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Filistin - İsrail

Facebook'ta sağda solda görmekten bıktım ulan bu şovenist ve klavye delikanlılıklarını. Amına koyim kaç senedir aynı şeyler oluyor. Birileri ölünce herkes bayrakları profillerine taşıyor. Hitleri öven yazılar koyuyor. Aynı devran dönüp duruyor. Birçok kişi de bişeyler yaptığını zannediyor. Bilgisayar başında hiçbir bok yiyemezsiniz bunu bilin öğrenin.

Ha bir de çok hak verdiğiniz Hitler'in yaptığını zamanında bir Müslüman ülkesine yapmış olsaydı en büyük Hitler düşmanı olacaktınız. Hiç düşündünüz mü İsrail'in bugün böyle olmasında Hitler'in de payı vardır diye? Soykırım, katliam her kime yapılmışsa insanlık suçu ve insanlık dışıdır ve kınanmalıdır! Ama oturduğunuz yerden değil.

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Yaşlılık ve Gitmek

Uzun zamandır bekleyen bir yazıydı.

Bu fotoğrafta sizler mutlu, gülümseyen birini görüyorsunuz. Çok da güzel gülümsemiş. Normalde hiç böyle gülemezdi fotoğraflarda. En mal halleriyle çıkardı. Benim gördüğüm ise 4 yıl öncesinde kalmış güzel zamanlardan, güzel hayalleri olan biri bu fotoğraftaki. Fotoğrafa baktıkça o gülüşün sonrasında yaşadıklarımı düşünerek yaşlandığımı düşünüyorum. Belki hala öyle gülebiliyorum. Ama aklımda bin türlü şeyle değildi o gülümseme. Şimdi bu gülüşün ardından bir süre sonra kafama takılan o kadar çok şey var ki. Kimisi de yalandan şimdilerde bu gülümsemelerin.

Yaşlılık. Herkes için değişen bir kavram. Kimi yaşı vardır ama genç hisseder. Kimi daha 20'lerinde yaşlandığını düşünür. Ben de 20'lerinde yaşlanmış hissedenlerdenim. Bunun için çok nedenim var. Ruhen çok fazla yıpranmış ve yaşlanmış hissediyorum kendimi. Yaşadıklarım; bir anda oğul iken baba yerine geçmeme sebep oldu. Bu bile tek başına yeterli ruhun yaşlanmasına. Babamı kaybettiğime, onu bir daha göremeyeceğime mi üzüleyim, annemin yaşadıklarını düşünüp ona mı üzüleyim, kardeşlerim için mi üzüleyim bilemiyorum bazen. Kardeşlerimin geleceğinin yükünün üzerimde olmasından dolayı üzerimdeki yükü taşıyabilecek miyim diye kendi kendime sürekli hesaplaşmamla mı uğraşayım. Gördüğüm rüyaların etkisiyle özlediklerimle mi meşgul edeyim beynimi.

Yaşlandığımı hissetmeme sebep olan şeylerden birisi:
Okulun kantininde oturacak boş yer bulamamak. Yanına oturacak bir arkadaş dahi bulamamak çoğu zaman. O kadar eskidik şu kodumun okulunda da işte.

Gitmek istiyorum uzun zamandır. 3 yıldır.
Into The Wild'da Christopher McCandless ailesi yüzünden bırakıp gitmişti ya herşeyi ardında bırakıp. Ben ailem için gitmiyorum, gidemiyorum. Onlara karşı olan sorumluluklarım beni engelleyen. O sorumlulukları da yerine getireceğim inancım pek yok ya. Yine de bırakıp gitmek tamamen yüz üstü bırakmak çok ağır bir karar olur. Hem kendim hem onlar için. Gidemeyişimin bir işe yaraması için bişeyler yapmam lazım sorumluluklarımı yerine getirebilmem için. Ama onu da yapacak gücü bulamıyorum kendimde. İnancak bişey kalmamış gibi sanki hayatta. Bazen saçma salak hayaller ve umutlar giriyor hayatıma. Uçuveriyorlar sonra hiç olmamış gibi. Ruhumu yükseklere çıkartıp aşağıya bırakıyorlar. Eskisinden de beter oluyor herşey. Biliyorum, istesem, uğraşsam, inansam yapamayacağım şey yok. Ama istemek ve inanmak için; kendimi inandırabileceğim, bekleyebileceğim, güvenebileceğim birşey bulamıyorum. Kırılgan hayallermiş hep hayal ettiklerim. Her zaman en zoru istedim. Ama hiç birinde başaramadım. Yine başaramayacağım. Başarmayı hakettim mi? Bence hayır. Ama çabalamıştım. Çok daha az hakedip benden çok daha fazla şeye sahip olan bir çok insan tanıyorum.

Herşeye rağmen gidersem bir gün, geri dönebilir miyim bilmiyorum. Geri dönersem çok rahatlamış olurum gibi geliyor. Ama geri gelmeyi ister miyim onu da bilmiyorum tam olarak. Gitmek için olan hayalimde, başıboşluk, biraz huzur, biraz eğlence, biraz gamsızlık istiyorum. Sıkılmamak istiyorum. Ve yavaş yavaş ölmek istiyorum. Uyurken ya da kanserden ölmektense belki bi sokak çocuğunun bıçağıyla ölmek, belki mafyadan bir adamın kurşunuyla ölmek, belki de sokaklarda açlıktan yavaş yavaş ölmek.

Bu hayallerin bazıları belki şu andaki hayatımda da var ama. Çok farklı koşullarda o hayalle.

Eğer hayal kuruyorsanız önce inanın.İnanmadıktan sonra ne peşinden gidebiliyorsunuz, ne de gerçek oluyor. İnanmak da yetmiyor tabi bazen. Sadece sizin çabalarınızla gerçekleşecek hayaller olmuyorlar bazıları çünkü. İçinde başkaları da oluyor. Biraz şans da lazım tabi.

Ya da... Boşverin. Kurmayın hayal mayal. Bi boka yaramıyolar işte.

Hapşırmak! Hahahahapşuuuuu


Öncelikle hapşırmak mı hapşurmak mı ikilemini hep yaşamışımdır belirteyim.

Dengesiz havalar yüzünden hasta olmayı başardım sonunda. Nezleyim lan önemli bişi değil. Hapşırmak güzel de şu burun akıntısı yok mu. Hem de su gibi akar ya hani. Hatta direk sudur o akan. Bildiğin sıvı sümük değil.

Deli gibi yağan yağmurun altında izlediğimiz Athena konserinde donuma kadar ıslanmama rağmen hasta olmamışken, akşam üstü yarım saat dışarda dolaştığım akşamın gecesinde yatarken gelen 2 hapşırık bunun habercisiydi. Ertesi gün uyandığımda hapşırmaya devam ediyordum. Taha'larda proje yapmaya gittik. Ben 5-10 kez hapşırdım. Taha ve Burcu çok yaşa diye diye bi hal olmuşken, ben son bi çok yaşa alıyım toplu tüm hapşırıklarım için dedim. Çok yorulursunuz yoksa. Bunu dedikten sonra 30 saniyede bir hapşırmaya başladım ve yatıp zıbardım.

Üstüste aralıksız 7 kere hapşırabilme rekorum var. Onu egale bile edemedim. Uyurken hapşırmışlığım var. Hapşırdıktan hemen sonra uyanıp oha lan uyurken de hapşırılmaz ki diyerek umarsızca uyumaya devam etmiştim. Bi de işerken hapşırmıştım. Bu da garip olsa gerek.

Nitekim hapşırmayı seviyorum. Hasta olmasam ama hep hapşırsam. Çok hapşırma dedim, virüsüm size bulaşcak.

Son dakika editi: Dürüm yerken de hapşırdım lan!

21 Mayıs 2010 Cuma

Küfür

Küfür forumlardaki kullanıcıların imzaları gibidir. İstediğiniz mesajın altına imzanızı eklersiniz. İstediğiniz cümlenizin sonuna da küfürü yaslarsınız.

Mazeretim Var Asabiyim Ben


Gece 2 saat uyuyabilmişim. Sabahın 5 buçuğunda kalkıp işe gitmişim. İşte sabah 7'den akşam 7'ye kadar geçen 12 saatlik sürecin 10 saatinde ya yürümüş ya da ayakta durmuşum. İş dönüşünde de salak aklıma hizmet okulun şenliklerindeki konsere geldim.

Buraya kadar olanlar normal gelişenlerdi. Şenlik alanındaki arkadaşlarımı bulmak için o yorgunlukla 1 buçuk saat etrafta dolanıp durmam beni iyice sinirlendirdi. (Son 1-2 aydır zaten eskisine göre çok daha kolay sinirlenen, tahammülsüz, insanlara karşı öfke duyar bir hale geldim. Bunun öncesinde tanıyabileceğiniz en sakin insanlar arasındaydım belki de.) Sinirlenmekte haklıydım mazeretlerim vardı. Ben gelip konseri oturup, dinlenerek dinlemeyi hayal ediyordum halbuki. Kalabalık da sevmediğim ortamlardan zaten. Tekrar anladım ki benden geçmiş artık bu işler. Ele güne karşı ilan ediyorum.

Yalnızlar garında gibiydim o akşam.Yalnızlık ömür boyu değil mi hem? Sinirliliğim bi yandan, aklımın başka yerde olması bi yandan.

Benim hala umudum var diyemiyorum artık. Ne yaptım ettimse olduramadım çünkü. Mecburen yaşamaya devam ediyorum. İlerde neler olacak ben bilemiyorum. Ne bileyim ben. Bu karışık kafayla ne bileyim ben!

Bu hayattan çok vurgun yedim. Hem inandıklarımdan, hem takdiri ilahi. Gözyaşlarım bitmedi tabi ki daha. Tam ortasındayım bile diyemiyorum yolumun. Nüfus kağıdında yazanlardan daha da çok uzun zaman geçti sanki ömrümden. Ali Desidero kadar rahat olabilseydim. Inının çekseydim yok yere.

Amaçsız bi yazıydı işte. Boş yere okudunuz.

4 Mayıs 2010 Salı

Gittim Geldim

Şöyle bi bayıldım, ayıldım, gittim, geldim. İş dönüşünde serviste uyuyakalmıştım, servisten indikten sonra 5 dakika boyunca yürüdüm, asansöre bindim ve hiçbirini hatırlamıyorum. Servisten inmemle eve girdiğim aralık yok.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

1 Mayıs

1 Mayıs İşçi Bayram'ında işçi kardeşlerimle beraber çalışıyorum. Hem de 12 saat. Belirteyim dedim. Hadi eyvallah.