Okumadan Geçme

Facebook

28 Kasım 2010 Pazar

Babamın Ardından

3 yıl öncesinde yazmıştım bunları. Aynen yazdığım şekilde aktarıyorum buraya. O günden bugüne bir mesafe aldığım söylenemez. İçimdeki acı hiç azalmıyor. Bu yazdıklarımı okumaya bile cesaret edemiyordum 1-2 senedir nerdeyse. Bu yazıyı buraya neden eklediğime gelirsek; Bunu bugüne kadar çok az kişi okumuştu. Çok çok az. Bir arkadaşımın babasıyla ilgili yazdıklarını okudum bu sabah. O durumda olanların bir kez daha fırsatları varken ellerinden geleni yapabilmeleri gerekli. Kıymetini bilmeleri gerekli. Lütfen oturun bir kez daha düşünün, ilişkileriniz her nasılsa annenizle, babanızla. Ben her gün bu acıyla yaşamaya çalışıyorum. Bir kez olsun nasihat, musibetten daha faydalı olsun isterim hepinizin adına.

İşte o yazı.



İlk rahatsızlık zamanları midesinde yara var olarak biliyordum. Sonra o yara yüzünden ameliyat olması gerektiğini öğrendim. Ameliyat sebebini daha kolay atlatabileceğini söyleyerek geçiştirdiler o zamanlarda. Ameliyatına apar topar çağrıldım İstanbul'a. Ama nasıl bir adamım ki durumun ciddi olacağını hiç düşünmedim. Hiçbir rahatsızlığı yoktu ki babamın, nerden çıkmıştı bir anda bu?

Ameliyatın olacağı günden önceki gece amcamlarda kalırken amcam, eniştem ya da yengem bir laf etti. İlk orada yandı içim durumu hala bilmememe rağmen. Laf şuydu: bundan sonra çalışmazsa en fazla 1–2 yıl yaşar. Duyduğum an delirdim ama sesimi çıkaramadım, inanamadım başka birinden bahsediyorlardır herhalde dedim. Oğlunun yanında bunları söylemezler dedim. Söylemişler maalesef hem de fazla bile söylemişler. Dedikleri kadar yaşabilseydi babam… Sabaha kadar uyku tutmadı. En yakın arkadaşıma senin baban için bundan sonra çalışmazsa en fazla 1–2 yıl yaşar deseler o kişilere ne yapardın diye mesaj gönderdim. Sonra cevabını görmek istemediğimden telefonu kapattım dayanamadım. Oradaki herkese bağırıp çağırmak istedim, tek kelime edemedim.

Bir başkası da şunu demiş kaybettikten sonra öğrendim: bu adamı ameliyat ettiler ama bu adam yaşamaz.

Ameliyat günü geldi çattı. Ameliyata girdi babam ve 5 saat sonra bitti ameliyat. Ameliyattan sonra midesinin ve dalağının alındığını söylediler. Yine uyanamadım hala basit bir mide ameliyatı olduğunu sanıyordum. Öyle diyorlardı pek saygıdeğer büyüklerimiz merak edecek bir şey yok diyorlardı. (Ama arkasından konuşurken ne kadar da rahat konuştular.)

Hastanede sıkıldığımdan İstanbul’daki arkadaşlarımın yanına gittim. Hastanede durup da ne yapacaktım diye düşünerek. Nasılsa pek önemli olmayan bir şeydi ya. Öyle dediler ya, öyle sanıyorum ya…

Birkaç gün sonra da Düzce’ye döndük. Babam da yavaş yavaş kendini toparlamaya başladı. Kalkıp yürüyebiliyordu artık, iyileşmişti yani.

Okulun 2. dönemi başladı ve yeniden Kayseri’ye gittim. İlaç tedavisi için İstanbul’a gideceklerini söylemişti annem. O zaman bile uyanamadım durumun ciddi olduğuna. (İlaç tedavisi işte kemoterapi.)

Yaklaşık bir ay sonra da amcamla konuşurken kemoterapi olduğunu kaçırdı ağzından. Kaçırmasa daha çok uzun zaman bilmeden geçecekti günler. Evet, kanserdi babam mide kanseri aynı babası gibi, yani dedem gibi. Annem da bilmiyormuş, İstanbul’a gidip hastanede kemoterapi lafını duyana kadar kanser olduğunu. İnsan başına gelmeden anlayamıyor işte. Biraz da yakıştıramıyor. Öğrendikten sonra ilk fırsatta gittim Düzce’ye babamın yanına moral olması için. (Moral kanserin en büyük ilacı diyorlar ya. O seni götürmeye kararlı olduktan sonra moralin de önemi kalmıyor. Sadece moralle olsaydı babam 10 kez yenerdi kanseri.)

Durumunu soruyordum korkarak, hep iyi olduğunu testlerin çok iyi olduğunu söylüyorlardı. Zaten ameliyatta tamamen temizlediler, yeniden ortaya çıkmasın diye de ilaç tedavisi uyguluyorlar diyorlardı. 6 ay sonra tamamen atlatacak diyorlardı. Evet, 6 ay sonra tam 6 ay sonra göç etti. Onlar da doktorların yalancısıydı aslında. Çok ümitli değillerdi belki ama doktorlar öyle dedikçe onlar da ümitleniyordu. Bense kesinlikle iyileşeceğini sanıyordum.

Genel olarak babamla çok fazla konuşan birisi değildim. Babam da fazla konuşan birisi değildi. Ben de ona çekmişim herhalde sessiz bir yapım var çok. Hastalığından sonra babamın yanına gittiğim zamanlarda bile çok fazla konuşmadık babamla. Düzce’ye gittiğim de vaktimin bir kısmını gündüzleri arkadaşlarımla geçiriyordum. Akşam olunca da biraz babamın yanında durup bilgisayarın başına gidiyordum. Ve bir keresinde annem “gel oğlum babanın yanında otur biraz sonra ararsın da bulamazsın babanı” dedi. Der demez ağlamaya başladı kaçtı. Ben de çok kötü oldum o gece. Ama ölümü hiç yakıştıramadım genç yaştaki babama. Hiçbir şey olmayacak diye ümit ve dua ettim hep.

Derken Haziran geldi. Babamın radyoterapi tedavi süreci zamanı geldi. Bu tedavi de bittiğinde bitecekti, kurtulacaktı atlatacaktı hastalığı. Öyle biliyorduk hep. Ben de bu sürecin başlangıcında okulun bitmesiyle beraber İstanbul’a gittim. Sapasağlam dimdik ayaktaydı babam bir rahatsızlığı yokmuş gibi. Hatta birkaç akşam beraber gezmeye gittik İstanbul’un güzel manzaralı yerlerine.

Babamın yanında 4-5 gün kaldıktan sonra Kayseri’ye staj yapmak için geri döndüm. Stajın dışında yaz okuluna da gidecektim bu yaz.. Yaz okulunun başlayacağı sabah amcamdan bir telefon geldi. Amcam babanın durumu ağırlaştı Düzce’ye fakülte hastanesine götürüyoruz dedi. Kendimi kaybettim soramadım neden İstanbul’dan Düzce’ye götürüyorsunuz ki diyemedim. Apar topar çıktım evden hayatımın en zor yolculuğunu yaptım. Düşününce Düzce’ye gelmesinin 2 nedeni var ya kaybettim, ya da ümidi kestiler geri gönderdiler dedim. En azından 2. ihtimalin olmasını istedim. Son 1 kez görebilmek için. İyi ihtimale bakar mısınız; iyi ihtimal son bir kez görebilmek… Ama olmadı son bir kez göremedim babamı hayattayken. Cansız yüzünü görebildim sadece, yüzünde hafif bir gülümsemeyle veda etmiş. Belki de tek tesellim son gülümseyişini görmek oldu.


Ve artık geriye fotoğraflar kaldı. Onlara bakıp ağlamak, bakıp inanamamak kaldı geriye.


Ve son söz;

Harcanmış zamanlar geri gelmiyor. Babamı görmeye gittiğimde bilgisayar başında harcadığım zamanlar geri gelmiyor. Ve artık böyle harcayabilecek zamanım yok. Çünkü babam yok artık.


Eski günlerden çaldığın o anı düşlerken, solmuş resimlerde cansız yüzleri izlerken

Ağla

Wasted moments won’t return and we will never feel again.

One Last Goodbye

29.09.2007 - Hasan Ayvenli

23 yorum:

mergiz dedi ki...

sol frame'de görünce okumaya başladım ki baktım altta blog adı. senin yazınmış meğersem. klişe evet ama zaman geri gelmiyo. başın sağolsun. tarifsiz bi acı bu. ...

birgünlük dedi ki...

Yapma ama! Neden yazdın ki bunu, neden ağlattın şimdi beni durduk yere! Mekanı cennet olsun babacığının. Daha fazla ne denebilir ki

ilnevyA dedi ki...

Bunu niye yazdım. Bunu bugüne kadar çok az kişi okumuştu. Çok çok az. Bir arkadaşımın babasıyla ilgili yazdıklarını okudum bu sabah. O durumda olanların bir kez daha fırsatları varken ellerinden geleni yapabilmeleri gerekli. Kıymetini bilmeleri gerekli. Lütfen oturun bir kez daha düşünün, ilişkileriniz her nasılsa annenizle, babanızla. Ben her gün bu acıyla yaşamaya çalışıyorum. Bir kez olsun nasihat, musibetten daha faydalı olsun isterim hepinizin adına.

Sweet Leaf dedi ki...

Başın sağolsun...

ebruli günce dedi ki...

Mekanı cennet olsun babacığının,bu gibi durumlarda ne söylense havada kalır bilirim,söylenenlerin hiç biri ne acını azaltır,ne de gerçeği değiştirir...
Kimse yakıştıramaz en yakınına,en sevdiğine ölümü...
Diyebileceğim tek şey Allah sabır versin...

schrödinger'in kedisi dedi ki...

Yorum yapamıyorum, yapamam. Yapılmamalı da. Sadece, en az senin kadar içten bir şekilde başın sağolsun diyorum.

Aslısın dedi ki...

Çok üzgünüm, söyleyecek bir şey yok ama bu yazı içimi tiretti, öylece okuyup gidemezdim.

Asi Kuzeyli dedi ki...

Bu gönderme bize geldiği için resmen sıçtın ağzımıza diyorum..

Bunu yapmakta da haklısın..

son kıllanma tarihi dedi ki...

Bir yerden sonrasını okumaya gücüm yetmedi...

francesca mckennitt dedi ki...

Ben ki ölüm lafını duyunca bile gözlerim dolar, bu yazı beni nasıl ağlatmasındı şimdi. Kıymeti bilinmiyor evet, benim annem ve babam normalde olmaları gerekenden 15-20 yaş büyükler. Hep içimde bir korku var bu yüzden; babam biraz geç uyansa "yoksa?" diye elim ayağım titremeye başlıyor. Benimki biraz fazla belki ama böyle yaşamak da çok zor ilnevyA. Her dakika içimde bir korku işte. Neden bunları anlattın diyecek olursan; ben de bilmiyorum bir anda içimden geldi. Başım sağolsun tekrar..

Mathilde Tahon dedi ki...

Gözlerim doldu.. Ne denebilir ki buna.. Zaman unutturmasa da o acıyla yaşamayı öğretiyor. Daha büyüklerini yaşamaman dileğiyle..

imge dedi ki...

yorum yapılmamalıdır belki de ancak hakkaten okunup geçilesi bir yazı değil.geçemedim. bende babam gibi gördüğüm dedemi kaybettim geçen yaz.acının dinmemesini ufacık da olsa ordan anlayabiliyorum. böylesi bir tecrübe yaşandıktan sonra diğerleri koymazmı,yoksa bugün yaşayan sevilenleri kaybetme korkusu daha da mı büyür bilemiyorum.ancak bende ikincisi oldu.ve yazın bana çok başka şeyler düşündürttü.bir yoruma sığmaz..ancak iyki yazmışsın amacına ulaştı.o iki kelime hoşuma gitmiyor o yüzden demiyeceğim.

thebiglebowski dedi ki...

Kardeşim;

Öncelikle özür diliyorum senden..Belki acını tekrar yaşattım sana,affet beni..

Kanka sende benim gibiymişsin herhalde be,bak sende konuşamıyormuşsun babanla..Yanına kadar gelip iki laf edememek çok kötü kanka biliyorum..

Bilmiyorum belki bizim oranın o yiğit delikanlı adamlarının karakteri böyledir...

Sen diyorsun işte kanka,o yanında oturduğum 1 dakikadan sonra sıkılıp bilgisayarın başına gidiyorum diye..Aynısını ben yapıyorum,sanki çok bir bok var orada.

Ama işte kanka benim anlatmak istediğim o; ben daha o hayattayken özlüyorum onu ve bunu görerek birşeylere çabalıyorum..Bundan sonra da daha fazla çabalayacağım ama işte diyorum ya,benden gelen adımlara ondan cevap yok..

Benim anlatmaya çalışmak istediğim sadece buydu,ve bu imkansızlıkta ne yapacağımdı.

Yeniden affet kardeşim.

Adsız dedi ki...

naptın be dostum...kapanmamış bi yarayı bıçakla kazıyorsun...bu kanser illetinden 2009 temmuzunda kaybettim canım ablamı..akciğer kanseri..hiç bi şekilde kurtuluşu yok...en fazla 5 yıl..dediler..o da iyi bakılırsa..4,5 yıl yaşadı benim güzeller güzeli ablam...doktorlar bilmiyordu..benim ablam kalacaktı...hep böyle inandım...insana yaşamak yakışıyor çünkü...hele sevdiklerimize ölümü konduramıyoruz asla...ama gitti..zamanla alışılır dediler..zaman geçti...alışmadım..geçen gece rüyamda gördüm ablamı....belki de ben burada daha iyiyimdir..hiç düşündün mü bunu...en azından ağrılarım yok...huzurluyum ..esra sen kendine iyi bak dedi...sahiden böyle dedi ya....bazen cep telefonunu arıyorum...aradığınız numara artık kullanılmıyor diyor..ah dostum naptın ya....ah ablam ya....canım ablam...güzel ablam....umarım güzel bi yerdesindir....

ilnevyA dedi ki...

Kardeşim; özür dilemeni gerektirecek bir durum yok. Hele hele affet demişsin. Deme böyle şeyler lütfen.

Evet babamla konuşamıyordum. Yani fazla bi muhabbetimiz yoktu oturup saatlerce konuşalım herşeyden. Ama bundaki hata babamda değildi. Ben de babamdan bir adım bekliyordum. Zorlamıyordum hiç konuşalım edelim diye. Bunu yapmaya çalışsaydım farklı olurdu bir şeyler muhakkak. Erteliyordum hep. Şu boktan hayatta herşeyi erteledim. Ama bundan duyduğum pişmanlık, diğer herşeyin toplamından fazla.

Sen çabalıyorum diyorsun. Umarım ki çabalarının karşılığını gönlünde istediğin şekilde alırsın. Ama bu çabayı gösterirken de bazı şeyleri babana göstermeye çalışarak da dene. Bilmiyorum, belki baban bu yazıyı okursa değişebilir bir şeyler. Bu yazıyı okuyup ağlayanların, üzülenlerin bir çoğu yarın unutacak burda yazılanları. Bu şekilde ilişkileri olanlar bunu okuduktan sonra bir kez daha düşüneyim diyenler yarın yine aynı yöne dönecekler muhtemelen. İnsanoğluyuz işte, kaybetmeden anlayamıyoruz hiç birşeyi. Herkes illa ki yaşayacak ki farkına varabilsin. Ben böyle olsun istemiyorum. Benim bu hissettiklerimi bir başkası daha hissetsin istemiyorum.

ilnevyA dedi ki...

Diğer arkadaşlarım, hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim. Sizler benim gibi yaşamayın bunları, benim gibi hissetmeyin. Eğer ilişkileri iyi olmayanlarınız varsa bir şeyler yapmak için çabalayın hala geç olmadan. Muhakkak bir yol vardır bunu yapabilmenin. Böylesine bir pişmanlıkla yaşamak tahmin edemeyeceğiniz kadar zor ve kötü. Yaşayan bilebilir sadece. Benim birçok şeyi yapabileceğimi bildiğim halde yapamayışımın, o gücü kendide bulamayışımın sebebidir bu. Her şeyi erteleyişimin. Pişmanlık duyduğum çok şey olmuştur belki hayatımda. Ama bu, diğer tüm pişmanlıkların hepsinin toplamından daha fazla.

Nolur sizler böyle hissetmeyin. Kimse hissetmesin.

Adsız dedi ki...

Başın sağolsun okuyunca çok üzüldüm...

deepblueeagle dedi ki...

bir mim'in var bende.

Müge dedi ki...

İlnevyA.. bugün sen beni bulunca, başladım seni okumalara.. ki ben kolay kolay dikkatimi toplayıp da, bir yazının sonunu bir defada getiremem; sende bunu yaşamadım..
aldın götürdün nerelere nerelere beni.. hem senin yazdıkların, hem yorumcular, burnumun direğini sızlattı ve gözlerim doldu...

Fark et! Sen iyi bir insansın..
Unutma! Sen gerekenleri yapmışsın.
Pişman olma! Yapmadıklarını değil, içinden hissettiğin samimi duyguları ebeveynler hisseder ve bilir.
sevgiler,
Bir ebeveyn...

Adsız dedi ki...

off kardeşim of ki ne offf..anlattığın şeyleri o kadar iyi anlıyorum ki..çünkü bende babamı yakın zamanda kaybettim..10.10.10 acı günüm oldu..boş zamanları şimdi öyle arıyorumki babamın yanında olabilmek için ama ne çare..benim ölümümde babamla başladı.o yürüdüğümüz yolları yalnız yürümek öyle koyuyorki anlatılmaz bu acı.allah mekanlarını cennet etsin canım babalarımızın..

Mia Wallace dedi ki...

ama. duygularını çok güzel aktarmışsın ve ben şu an duygu patlaması yaşamak üzere içeri babamın yanına gidiyorum.

ilnevyA dedi ki...

Git, sıkı sıkı sarıl. Değerinizi bilin birbirinizin. Hep aklınızda olsun, ne olursa olsun, kırgınlıkların da geçici olduğu. Hayatın da geçici olduğu. Kalıcı olan tek şeyin pişmanlıklar olduğu..

Büşra Ayvenli dedi ki...

Yazalı 2 yıl kadar olmuş henüz okudum. Biz 5 kardeş olarak hepimizin babamın ölümüyle ilgili bir hikayesi var. Sen blogta paylaşıyorsun. Ben roman yazıyorum. Diğerleri içinde yaşıyor!