Okumadan Geçme

Facebook

9 Eylül 2010 Perşembe

Bir Naylonun Önemi


Bir İğnenin Önemi'nden sonra 2. şort kazası bu. Bu kez önem kazanan naylon oldu. Çalışırken taşıyor olduğum 120 adet 330'luk kutu kolaları(hepsini aynı anda tek seferde) yere indirirken kopan şortun düğmesi, beni çarşının orta yerinde elim belimde bir halde çalışmaya zorladı. Tabi daha öncesinde ben şortun düğmesini zorladım ki koptu. Depoya geldiğimde kola paletlerinin etrafını saran naylonlardan kemer yaparak, iğneden sonra bir naylonun da önemini kavramış bulundum. Karpuz kabuğundan gemiler yapmama az kaldı. Hazır olun.

Bu arada bu şort o önceki şort değil. Yani sorun şortta değil iplerde. İp dayanmıyor belime. Neyse belime kuvvet.. Bir sonraki düğme kopuşunda nasıl bir çözümle gelicem görelim bakalım.

7 Eylül 2010 Salı

Bitter Sweet Symphony - Sober





Bu iki şarkıyı bu akşam şu durumdayken dinledim ve hissettirdikleri;

Ford kamyonetle kasabanın birinden boş kasa kola ve bozuk kola dolabını getiren bir işçiyken Bitter Sweet Symphony ve Sober dinlemenin verdiği tebessüm.

İstediğin işi yapamıyorsun zamanında mezun olamadığın için, hala öğrencisin ve yaz tatilinde günü kurtarmak için kısa süreli bir işte çalışıyorsun ama o anda en azından istediğin müziği dinliyorsun ve bu bile o an için az da olsa özgür hissettiriyor. Yanında beraber çalıştığın adam senin için ne biçim müzikler dinliyo lan bu diyor içinden. Umursamıyorsun. Sağanak yağmurda, çamurdan aldığın kasaları atmışsın kamyonetin arkasına, ilk kez kullanıyorsun bir kamyoneti ve dinliyor olduğun müzik. Ufak da olsa mutluluk veriyor işte. Zaten büyük bir mutluluk yok ki bu hayatta inandığım.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Gelabale Gelabale(Gel haböle) Slovenya


A Milli Basketbol takımımız son sürat yoluna devam ediyor. Sırada Slovenya var. Zor maç olacak bence. İnanıyoruz onları da geçeceğiz.

gelabale gelabale slovenya
bişe diyeyim sağa

5 Eylül 2010 Pazar

İronik


"Dürüst ol da siyasetçi zannetsinler" derken duydum bugün televizyonda Başbakan'ı. Evet dedi. İçimden van minüt diye geçirdim ben de. Ben tam tersini biliyordum. Ama sen tam terrrsiinniiii söylediin. Sen tam terrrsiiinnniii söyledin.

Recep Tayyip Erdoğan'ın yeni incisi. Devlet Bahçeli'ye diyordu bunu sanırım bir de. İnci sözlükçüler alınabilir. ccc inci alınır ccc

Sakin - İlk Yara

Önder; sonrası kime hitap eder ancak? :)

4 Eylül 2010 Cumartesi

Anlayamadıklarım

Özellikle Taksim'de İstiklal'in girişindeki Burger King'in kapısına "Lütfen İşemek İçin Girmeyiniz" ve "Lütfen Artık Başka Bir Buluşma Yeri Bulunuz" yazmaması.

Mehmet Ali Erbil'in hala çarkıfelek gibi bir faciayı sunuyor olması ve insanların da izlemesi. (Bunu 5 yıl önce de söylemiş olsam sırıtmazdı.)

Bir insanla konuşurken, o insana karşı kurulan cümle içinde "be" kelimesi geçince küsmesi. Yani "be" kelimesine alerjisinin olması. Cümle içinde örneklemek gerekirse: "Ali ata bak be." "Hasan hasta oldu be." "Vah vah vah be."

Kuru fasulyeyi çatalla yeme çabası. Evet şahit olmuştum.

En az benim kadar garip olan telefonumun şarj aletiyle şarj olmayıp, bilgisayara USB bağlantısıyla bağladığımda şarj olması. Şarj aletiyle USB aynı girişten bilgisayara bağlanıyor. Herhangi bir şarj aleti ise şarj etmeyi başaramıyor.

İnsanların siyasetçilere inanıp, üstüne de onları savunması.

İnsanlardaki bitmek bilmeyen para kazanma hırsı. Bu hırs uğruna gözlerinin kör olması. Hep daha fazlasını istemeleri. Hep Pepsi'nin insanların bilinçaltına yerleştirdiği bir durum bu.

Daha birçok anlayamadığım şey olmasına rağmen aklıma şu anda bunların gelmiş olması..

Çay Tost Ayran Vol. II

Biz de açığız.

2 Eylül 2010 Perşembe

Sevgiliye Son Kez Sarılmak


Bilerek, ama bilmemezlikten gelerek, bir şeylerin yoluna gireceğini umut ederek olanı da en acısıdır.

Daha sıkı mı sarılmak ister insan?

Yoksa ilişkinin eskisi gibi olmayan seyri nedeniyle içindeki burukluk; o son sarılmada son olduğunu bildiği için aslında sıkıca sarılmanı engeller mi içgüdüsel olarak?

Ya da sarılmak istersin ama seni kaybediyorum, nasıl sarılsam daha az acı verir mi dersin?

Hepsini dersin aslında. O 3-5 saniyelik sarılma anında hepsini düşünürsün bunların. Ve o 3-5 saniye içinde tüm bu düşünceler arasında çok sıradan, saçma sapan, hatırlanmayacak bir şekilde, sanki acil bir yere gidiyormuşsun gibi sarılır ayrılırsın. Ve sonra gözünün önünde o son boktan vedalaşma vardır. Bitmiştir. Bir daha sarılmayacaksındır. O anda farklı bir şeyler olsaydı değişir miydi bazı şeyler?

31 Ağustos 2010 Salı

Elma Değil Ayva


Şıpsevdi sakızlarında vardı ya hani. Aşk..(Love is..)
bla bla'dır.

Bugün çalışırken rastladığım bir tişörtte tarifi buydu. Aslında bilinen birşeymiş sanırım, ben yeni gördüm. İnsan cahil olmaya.

29 Ağustos 2010 Pazar

Kariyer.net Çok Net


Gecenin bir vakti kariyer.net'e bir bakayım dedim. Zaten şimdiye kadar hiç olumlu bir geri dönüş olmadığı için öylesine girdim iş ilanı muhabbetlerinden sonra. İki okunmamış mektup vardı. Bayadır da iş başvurusu yapmamıştım. İlkine baktım 4 ay önce başvurduğum iş ilanı.

Buna şaşırmış bakarken ben bugün şunu da gördüm.

Başvuru Tarihi: 27.06.2007
Cevap Tarihi: 18.08.2010

Sayın x,

Firmamıza göstermiş olduğunuz ilgi ve güven için teşekkür ederiz.

Şirketimize yapmış olduğunuz iş başvurusuna şu aşamada olumlu bir yanıt verememekteyiz.

Ancak özgeçmişiniz ileride oluşabilecek bir pozisyonda değerlendirmek üzere bilgi bankamızda saklanacaktır.

Şirketimize gösterdiğiniz ilgiye teşekkür eder, kariyerinizde başarılarınızın devamını dileriz.

Saygılarımızla.



Bir de olumlu yanıt verememişler. Bak sen!

Demet Serdar Hande

Berkut'un "mahsun-ibo-izzet-alişan lafım sana" diye serzenişi vardı hani. Bu da öyle bir serzeniş. Bu 3'lü olmasa yurdum insanı yaz aylarında ne dinleyerek kopacak, eğlenecek, ileti yapacak, nasıl durum güncelleyecek merak ediyorum. Bir yaz olmuyor ki bunlar yeni albüm çıkarmasın. Bir yaz geçmiyor ki kendim açıp bir kere bile dinlemememe rağmen; bu üçlünün şarkıları günde 4564 kere kulağa çalındığından dolayı ezberimizde yer etmesin. 3'ünü toplamak istiyorum. Toplayamıyorum. Elma armut şeftali gibisiniz lan. Toplanamıyorsunuz. Susmuyorsunuz da. Aranızdan "Kumar (Putlar)" şarkısının hatrına Hande'yi ayırasım geliyor. Ama yok kurtarmıyor.

Gün geçmiyor ki bir gariplik daha yaşanmasın.

For whom the bell tolls?..

28 Ağustos 2010 Cumartesi

26 Ağustos 2010 Perşembe

Şimdi Reklamlar


Supangle nasıl bizim geleneksel tatlımızdır? Ulan supangle nedir? Babaannelerin supangle yaptığı nerede görülmüş? Hadi puding dese bir nebze. Benim bildiğim babaanneler bayramlarda falan baklava, dilber dudağı vs yapar. Geleneksellikleri isimlerinden anlaşılıyor. Supangle ne lan?

Haa, hadi isimden kurtardın. Zerde tatlısını çıkardın. O zaman da markadan kaybediyorsun be anacım. Geleneksel Türk tatlısı diye pazarlıyorsun. İyi, hoş. Sen kimsin? Dr. Oetker. Çüşş.


Şu sıralar en sinir olduğum reklam Vodafone 3G reklamı. Hani herşeyden anlayan, yaşlıların gençliğe açılan kapısı imajı verilen Hakkı Devrim'in görüntülü konuşma yaparken telefonu kulağına götürerek bize şirinlikler, şakalar yaptığı reklam.

Amcayla bir alıp veremediğim yok da o torunu yok mu. Pardon hayatına karışan 3. kadın. Onun ben varyaa.. "Dedeciiiim dedeciiiiiim." kafesteki maymunla t..ak geçiyor sanki. O an insanın ağzının ortasına bir tane sağlamından patlatası geliyor.

Ah orada Hakkı Bey "Ne biçim konuşuyorsun lan sen it. Dalga mı geçiyorsun?" diye bir başlayıp iyi bir giydirse "hayatına karışan 3. kadına"... Anında gider vodafone hat alırım.

Dedeciiiimmiş.
Reklamlar bitti.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Trabzonspor - Liverpool


Liverpool'un deplasman fobisi, bizim ise Avni Aker fobimiz.

İlginç bir maç olacak ve eleyeceğimize olan inancım çok yüksek. Yeter ki akıllı oynayalım. Herkes en iyi oyununu oynasın. Olmazsa da canınız sağolsun.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

D.G. 2

Geçmişteki doğum günlerinden aklımda kalan ve kalacak olan ilginç bir anı. Bir önceki yazıyı yazarken unutmuşum bahsetmeye.

2 sene önce şantiyede çalışırken Cizre'li Orhan vardı bizim tarafta çay-temizlik işleriyle ilgilenen. Doğum günümde yanına gittim "Doğum günün kutlu olsun" dedim.

"Bugün ayın kaçı?" dedi. Gurbet elde artık hangi gün, hangi ay bilmez düşünmez olmuş çocuk. Söyledim günün tarihini.

-"Sen nerden biliyosun benim doğum günümü?" diye sordu.

-"Yok ben bilmiyorum, senin ""benim bugün doğum günüm değil"" diyeceğini düşünerek söyledim. Peşine de madem senin doğum günün değil, sen benimkini kutla diyecektim." dedim.

Çıkardık nüfus kağıtlarımızı birbirimize ispatladık. Peşine de birer çay içtik, güldük. Tesadüf güzeldi.