Okumadan Geçme

Facebook

1 Şubat 2010 Pazartesi

Hayvan Oğlu Hayvanlar!


Çocukluğumdan beri belgesel izlemeyi çok sevmişimdir, özellikle hayvanlar âlemi ile ilgili olanları. STV’deki bıyıklı amcanın sunduğu Safari serisinden tutun, ki jeneriğinde çıkan tüm hayvanatı sırasıyla ezberlemiştim artık, Büyük Kedilerin Günlüğü serisine kadar binlerce dakika belgesel izlemişliğim vardır. Geçen sene bile ev arkadaşlarımla National Geographic Wild izleyeceğim ben diye kavga ederdim, digiturk almamda etkisi bir ay beleş süper lig maçları seyredebilecek olmamdan (GS maçları hariç) fazlaydı.

Gerçek hayatta ise hayvanlarla ilişkim hiçbir zaman iyi olmadı benim. Tamam, çocukken evden atılmış uysal kediyi yanına çağırıp ayağını bacaklarının arasına sokup en yükseğe fırlatmaca oyunu* oynayanlardan tut, ki bu arkadaşlar aynı uysal kediyi bir tanesi kucağında götürürken diğeri gözlerini elleriyle kapatarak kulübesinde uyuyan köpeğin yanına atıp olanları** pis sırıtışlarla izlediler, acaba 4 ayağı üstüne düşecek mi diye yan taraftaki boş apartmanın 3. katından beton zemine atma deneyi *** yapan arkadaşlarım bile oldu. Hâlbuki ben hep kınayan gözlerle izlemiştim onları ve olanları.

Sanırım her şey seneler önceki bir köy tatilimizde benden 3 yaş büyük olan abimin bir cengâver gibi o anaç tavuğu yakalamasıyla başladı. Bu sefer hakikaten hiçbirimizin kalbinde kötülük yoktu. Abim iki eliyle tavuğu tutarken seviyorduk biz de, aman da aman ne kadar güzel tüylerin var senin diyerekten. Nerden estiyse benim güzel abim çocukluğun verdiği bir geri zekâlılıkla hadi öpün, mutlu olur havyan dedi (insan tavuğu neden öper ulan!) ve geri dönülemeyecek olaylar zinciri böylece başlamış oldu.

Kuzen tavuğun yan tarafında oturuyordu, dolayısıyla hiçbir zarar görmeden tavuğun boynuna öpücük kondurmayı başardı. Ben ise ikisinin de karşısında idim, dolayısıyla tavukla yüz yüzeydim. Bir insanla tavuğun bayramlaşması gibi bir şey olacaktı yani. Hafifçe kafamı boynuna doğru uzatıyordum ki, yüzüme doğru gelen kocaman bir tavuk kafası gördüm, akabinde müthiş bir acı duydum. Sol gözümün 4-5 cm altından gagalamıştı beni, hain tavuk!

Ama yine de iyimser bir çocuktum ben, azalmamıştı sevgim tavuklara bile.

Ta ki,

Ananemlerin tavuklarından biri kuluçkadan yeni kalkmıştı. 8-9 tane müthiş tatlı civcivi vardı. Ben ise merdivenin başında oturmuş onların yemlenmesini izleyip kendimce doğa gözlemciliği yapıyordum. Derken ufaklıklardan bir tanesi onlardan uzaklaştı ve kaybolduğunu anlayınca telaşlanıp aranmaya başlamıştı. İçimdeki iyilerin dostu kötülerin düşmanı anaç kişiliğimin onun kedilerin en büyük hedefi olduğunu hemen kavrayıp harekete geçirmesiyle onu annesine kavuşturmak için ona doğru gidip yönlendirmeye başladım, kâbusun yeniden başlayacağını nereden bilebilirdim ki? Anası beni görüp bir güzel koşturdu. Evet, bir tavuk tarafından koşturuldum! (Şimdi anlıyorum ki, başıma ne gelirse iyi birisi olmaya çalışmaktan geleceği o günlerden belliymiş.)

O tavuğun kendi anaç duygularını falan bir tarafa bıraktım artık elbette (benimki de candı ulan, bu kadar da olur mu, rezilliğe bak!). Ve o günden sonra tavuklara hiç iyi gözle bakmadım. Ki şu an bile tavuk denince, ‘KFC Extreme Menu’ ile tıka basa karın doyurmak geliyor.

Hikâye bu kadar değil tabii, bu sadece tavuklarla ilgili olan kısımdı, işin köpeklerle ilgili kısmı var bir de.

Seneler geçip, İstanbul’daki öğrencilik dönemimin 3 senesine geldiğimde başıma kötü bir olay daha geldi. O sıra Taksim’deki makine fakültesinde 2. senemden kalma Türkçe 2 dersini tekrar alıyordum. (Türkçe 2 zor bir ders ve tekrar alınabilir tamam mı? Hem ben cc’den yükseltmek için alıyordum.) Bir arkadaşımın gelmesi nedeniyle dersten çıkıp meydana doğru yürüdüm. The Marmara otelinin önünden geçiyordum ve onun bana doğru aylak adımlarla yürüdüğünü gördüm. Neden hep bana denk gelirdi ki? Etrafımda o kadar insan yürüyor, onlara doğru yürüseydin ya!

Artık kaçarı yoktu. Yönümü değiştiremezdim. Etrafta yürüyen insanlar şu uyuz köpekten korktu diye düşünürlerdi. Benim o kocaman gururum yemedi bunu ve yolumu değiştirmeden devam ettim. 5 metre, 3 metre… Köpeğe doğru baktım ve bir anda göz göze geldik. Derken 1 metre ve acı son, hart! Sol baldırımı ısırdı ama dişlerini geçirmeden çekti ağzını. Tam sinirlerimin tavan yaptığını hissedip tekmeyi savuracaktım ki yolunu bile değiştirmeden yine aylak aylak çekip gittiğini gördüm. Köpeğe bak ya, sallamadı resmen. Gitmeseydin ya! Erkek gibi savaşsaydın ya!

The Marmara otelin önünde, o kalabalığın arasında ve işin kötüsü dünyanın en uyuz köpeği tarafından ısırılmıştım ben.

Sonra okul bitti ve ben çalışmaya başladım. Her gün Silivri’ye gidip geldiğim o kâbus gibi dönemde sanayiye birkaç malzeme almaya gitmiştim arabayla. İşimi bitirip dönüyordum, kimseler yoktu etrafta. Köpekler hariç! Lanet olasılar niye her sanayide bu kadar çok olurlar ki!

Uzaktan tehlikenin varlığını görüp çaktırmadan arabaya doğru yol aldığım halde düşmanımın beni fark etmesi çok uzun sürmedi. Yanıma doğru geldi çabucak ve iki düşmanın birbirini tarttığı bakışma başladı. Biliyordum ki üstüne doğru sertçe bir adım atsam kaçacaktı, bağırsam kaçacaktı. Bu savaş oyununu onun kazanması için yapabileceğim tek hatayı yaptım, kaçtım. Ve o it beni arabaya kadar koşturdu.

O an koşturulmaktan daha kötü olan ise, ben arabaya vardıktan sonra yardımsever bir yurdum insanının köpeğe 50 metre öteden bağırarak onu kaçırmasıydı! Yerin dibine girmek böyle bir şey olmalıydı.

Hayvanlarla olan yakınlaşmalarımın en tehlikelileri bunlardı, iki tavuk ve iki uyuz köpek…

Henüz hayvanat bahçesinde aslanın o kadar insan dururken benim üstüme doğru kükreyip atlamasını anlatmadığım halde içimdeki hayvan severi kaybetmediğime inanıyorum. Denk geldikçe belgesel seyrediyorum hala, böylesi daha güvenli sanırım.



Merak edenler için;

* 6 metre falan atıyorlardı.

** Kedi müthiş bir deparla 50 mt koşup ağaca tırmandı, köpek çok az farkla yakalayamadı. Bir daha da yanımıza gelmedi hayvancağız.

*** Deney teknik olarak başarılı oldu. Kedi hakikaten 4 ayağının üstüne düştü. Sendeleyerek gözden kaybolurken çok üzüldüğümü hatırlıyorum.

4 yorum:

ilnevya dedi ki...

bir arkadaşımın gelmesi nedeniyle! bir arkadaş kim ulan! ilnevya desene! :D tavuk tarafından koşturulmak. ben de istiyorum :D

rsn dedi ki...

ısırılmamın temelindeki sebebin sen olduğunu hatırlatıp seni hüzünlere gark etmeyi istemedim.

miss potter dedi ki...

ya tamam hayvanlarla aran pek olmamış ama birkaç tane böyle anın var diye bütünü suçlama bence!! bende bir köpekin peşime takıldığını hatırlarım ama vejeteryanımda uzun zamandır!! tabi senin kadar deneyimlerim olmadı bu konuda ama bence bütün bunların nedeni başlangıcındaki olay olmuş hehe :=)

rsn dedi ki...

yok ya severim hayvanları, arkadaşımın evindeki anne-kız goldenlarla tanıştıktan sonra köpek camiasını bile affettim.