30 Aralık 2010 Perşembe
Sanattan Bir Gıdım
Bu video'yu 10 ay önce çekmiştik sıkıntıdan, gece 3-4 civarında. İnternetimizi kesmişlerdi ödeneksizlikten dolayı. O zamanlar şimdi blogu takip edenlerin çoğu yoktu. Öyle bir yayınlayayım dedim yeniden. Yönetmen, senarist ve başrol oyuncusu canlı yayında yeni filmlerini anlatıyorlar.
** Tamamen doğaçlamadır. Zaten belli oluyor fazlasıyla ya. Baya komik bulanlar olmuştu o zamanlar. Biz zaten Önder'in yaratıcı soruları sayesinde dakika başı yarılıyoruz.
Yazan
ilnevyA
Etiketler:
ilnevya
28 Aralık 2010 Salı
Herşey Çok Güzel Olacak
Geceye Dolap Beygiri'ni izleyerek başlamıştım. Şener Şen'le neşemi bulayım diye. Öyle başladı ama öyle bitmedi.
Filmi hatırlıyorsunuzdur az buçuk. Hatırlamıyorsanız da, bir gün izlersiniz yine denk gelip bir yerde. Filmi izleyince de "28 yıl geçmiş üzerinden Türkiye hala aynı Türkiye" dersiniz muhtemelen. O zamanların Türkiye'sindeki durumu gösteren, eleştiren bu film bugün çekilmiş olsa hiç sırıtmaz.
Daha sonra ev arkadaşım Taner geldi "Herşey Çok Güzel Olacak'ı" izleyelim dedi. O film yeniden izlenmez mi be!? Oturduk izledik. Yine çok güldük. Ama belli başlı karelerinde de içime bir şeyler oturdu. İki kardeşin eski fotoğrafının gösterildiği anlar, o sondaki çiçeklerin sotelenip Altan tarafından kendisini aldatanlara yağdırılması. Yine de "Herşey Çok Güzel Olacak". Filmi izlerken normal şekilde giden hayatınızın bir anda nasıl belalara karışabileceğini hissediyorsunuz. Sanki benmişim o maceranın içinde olan. Daha önce yaşamışım sanki. O kadar da samimi ve gerçekçi film. Oyunculuğuyla, senaryosuyla en iyi Türk filmlerinden bana göre. Selim Naşit'in performansı da enfesti.
-Sahtekarsın sen sahtekar, seni sildim defterden.
+Niye baba?
-Sildim, canım istedi sildim. Defter benim değil mi?
Bu da kesmedi bizi. Herşey Çok Güzel Olacak bana Ağır Roman'ı da anımsatır. Şöyle biraz bakalım diye açtık. Kapatamadık. Alemin delikanlısının raconlarına yeniden şahit olduk. "İnsanın en yakın arkadaşı tekerlek olur mu be!?" "Hep mi kötüler kazanır?" "Bu sefer kaybettin."
Kapanışı yapmak için de en uygun olanı seçtik bence. Masumiyet'in malum sahnesi. "Ama bu sefer başka güzel orospu."
Evet bir gece böyle sabah oldu işte. Yatıcam birazdan. Böyle karmakarışık bir yazı oldu, bu filmlerin üstüne. Ben de öyleyim şu an. Çok acaip oldum be. Çok.
*Bu filmleri yeniden izlemek, daha fazla bağladı beni sana.
Filmi hatırlıyorsunuzdur az buçuk. Hatırlamıyorsanız da, bir gün izlersiniz yine denk gelip bir yerde. Filmi izleyince de "28 yıl geçmiş üzerinden Türkiye hala aynı Türkiye" dersiniz muhtemelen. O zamanların Türkiye'sindeki durumu gösteren, eleştiren bu film bugün çekilmiş olsa hiç sırıtmaz.
Daha sonra ev arkadaşım Taner geldi "Herşey Çok Güzel Olacak'ı" izleyelim dedi. O film yeniden izlenmez mi be!? Oturduk izledik. Yine çok güldük. Ama belli başlı karelerinde de içime bir şeyler oturdu. İki kardeşin eski fotoğrafının gösterildiği anlar, o sondaki çiçeklerin sotelenip Altan tarafından kendisini aldatanlara yağdırılması. Yine de "Herşey Çok Güzel Olacak". Filmi izlerken normal şekilde giden hayatınızın bir anda nasıl belalara karışabileceğini hissediyorsunuz. Sanki benmişim o maceranın içinde olan. Daha önce yaşamışım sanki. O kadar da samimi ve gerçekçi film. Oyunculuğuyla, senaryosuyla en iyi Türk filmlerinden bana göre. Selim Naşit'in performansı da enfesti.
-Sahtekarsın sen sahtekar, seni sildim defterden.
+Niye baba?
-Sildim, canım istedi sildim. Defter benim değil mi?
Bu da kesmedi bizi. Herşey Çok Güzel Olacak bana Ağır Roman'ı da anımsatır. Şöyle biraz bakalım diye açtık. Kapatamadık. Alemin delikanlısının raconlarına yeniden şahit olduk. "İnsanın en yakın arkadaşı tekerlek olur mu be!?" "Hep mi kötüler kazanır?" "Bu sefer kaybettin."
Kapanışı yapmak için de en uygun olanı seçtik bence. Masumiyet'in malum sahnesi. "Ama bu sefer başka güzel orospu."
Evet bir gece böyle sabah oldu işte. Yatıcam birazdan. Böyle karmakarışık bir yazı oldu, bu filmlerin üstüne. Ben de öyleyim şu an. Çok acaip oldum be. Çok.
*Bu filmleri yeniden izlemek, daha fazla bağladı beni sana.
Yazan
ilnevyA
Etiketler:
ağır roman,
film,
herşey çok güzel olacak,
kişisel,
masumiyet
26 Aralık 2010 Pazar
5 Dolar

Lise günleri gelince aklıma, bu da giriverdi devreye. Lise 1'deykendi yine sanırım, o zamanlar 5 dolara karşılık gelen bol sıfırlı Türk Liramı dolara çevirtmiştim bir döviz bürosunda; para biriktirmek amacıyla güya. Üstüne hiç koyamadım. Ama hiç eksiltmedim de o 5 doları. Hala saklarım, saklayacağım da. O 5 dolara nefes alamayacağım kadar muhtaç olana dek, o 5 dolarsızlık beni fakir edene dek.
Yazan
ilnevyA
Etiketler:
geçmiş zaman hikayeleri,
ilnevya,
kişisel
Kim Kiminle Nerede
Murshill'den gelmiş talep.
"Bir kişi seçip onunla neler yapmayı sevdiğinizi yazın" Konu bu. Az önce de kim kiminle nerede ne yapıyor diye bir oyun vardı ya. Onu gördüm bir yerde. O oyunu oynadığımız üç kişiyle yeniden yapmak isterdim bunu.
Lise 1'deyiz. Arkalı önlü oturan 4 kişiyiz; kim, kiminle, nerede, ne yapıyor şeklinde oynamıştık. (Hani nasıl filan da eklenir ya buna ondan belirttim.) Adı İlyas, kendi güzel bi arkadaşımıza noktayı kendisi koysun diyerek başlamıştık yazmaya sırayla ben, Çağlar ve Mehmet. En son ne yapıyor kısmını yazmayı ona bırakmıştık. İlk 3 kısma ne yazacağımıza da karar vermiştik. Sırayla, "Çağlar İlyas'ı tarih dersinde" yazdık. Son olarak İlyas noktayı koyacak. İlyas da "zikiş zokuş yapıyor" yazmıştı. Kağıdı açtığımızdaki yüz ifadesi ve bizim yarılmamız. Ahahahah lan nerden hatırladım gülmekten yazamıyorum ya. İlyas, biz kahkahalarla gülerken "siz kendi aranızda kurguladınız, ne ibne adamsınız" diye bize söylenmişti, biz de "olm senin için fesat fiili oraya sen yazdın bize ne bok atıyon, aklın fikrin zikiş zokuşta" filan demiştik. Günün 6. dersinde olmuştu bunlar. Bu dersten sonra bi ders daha vardı. Bu ders bittiğinde İlyas kitapları toplayıp gitmeye kalkmıştı günün son dersi olduğunu düşünerek. O kadar bozulmuştu ki kaçıncı derste olduğumuzu bile karıştırmıştı işte.
Ah ulan be; ben bu 3 güzel adamla yeniden bu oyunu oynamak istiyorum ama ne mümkün. Bu ve benzeri oyunları hatırladım bunların üstüne de. O oyunlarla alakalı da yazarım ilerde.
Yazan
ilnevyA
Etiketler:
geçmiş zaman hikayeleri,
ilnevya,
kim kiminle nerede,
mim
25 Aralık 2010 Cumartesi
Seç, Beğen, İç


Hangisini, hangi çakmakla yakayım bilemiyorum. Daha 10 gün önce bu çakmakların yakabileceği 1 sigara bile yoktu önümde 2-3 gün boyunca. İnsanoğlu işte, ne oldum değil, ne olacağım demeli.
Yazan
ilnevyA
Etiketler:
ilnevya,
saçma sapan
23 Aralık 2010 Perşembe
Abbas Güçlü ile Gubidik Bakış
Dün akşamki konuğu Şener Şen'di Abbas Güçlü'nün. Televizyon karşısına çok az geçen ben Şener Şen için izledim programı. Yine Şener Şen için tahammül ettim program boyunca gelişen saçmalıklara.Soru soran öğrencilerin büyük bir kısmı sanki karşılarında Hulki Cevizoğlu gibi ciddi bir adam varmışcasına sorular sordular. Neredeyse her sorulan sorudan sonra televizyonu kapatma isteği duydum ama oradaki kişi Şener Şen olunca elim varmadı. Ulan bulmuşsunuz Şener Şen'i karşınızda; siyaset, sendika, kpss, bilmem ne bok sorup duruyosunuz. Usta ortamı biraz daha keyifli hale getirebilmek için uğraştı ilk başlarda. "Taklidimi yapmak isteyen, skeç oynamak isteyen varsa gelsin buraya" dedi. çıkmadı kimse. "Siz anlatın, ben de sizlerden bir şeyler öğrenmek istiyorum" dedi. yine çıkmadı. Baktı yine olmuyor konuyu da kendi verdi; "Kızlarla erkeklerin birbiri hakkında ne düşündüğünü görelim" dedi. Onda da 2-3 kişi katıldı. Aralarda yine parazitler çıkıp siyasete girmek istedi. Sonunda o da bıraktı ortamı daha eğlenceli hale getirme çabalarını.
En sonda sorulan soruydu programın başından beri sorulmasını istediğim sorulardan biri. Kemal Sunal'la, Münir Özkul'la olan güzel bir anıyı dinlemek. O soruya da o an hatırlayabildiği bir anı olmadığını söyledi üstad.
Bir de bu bahsettiğim konular haricinde sorulan; beni ekran başında bildiğim tüm küfürleri etmeye teşvik eden sorular vardı. Şöyle ki.
"Kemal Sunal'ı özlüyor musunuz?". Çocuk soruyu sorduktan sonra; Şener Şen'in o an ki tepkisi, "özlüyorum tabi özlemez mi insan" demesi ve çocuğun "vay amına koyim ne saçma soru sordum lan ben" ifadesiyle yerine oturuşu gecenin de özetiydi.
Bir de 69 yaşındaki adama "Siz hiç aşık oldunuz mu?" diye soran bir hanım kızımız vardı ki zekasına hayran kaldım. Kaç saat düşündü acaba bunu sormak için!?
Tv'de Şener Şen olarak belki de senede bir bile görünmeyen Şener Şen programın konuğu ve siz Şener Şen'e soru sorabiliyorsunuz bu programda. Böyle de heba ediyorsunuz koca 2 saati ustayla. Şener Şen de 10-15 dakikada bir kaç dakikamız var diyerek uyandırmaya çalıştı öğrencileri ama nafile.
Saçma sapan sorular soran ve her soru sonrasında bi dolu küfürlerimi gönderdiğim öğrencilere de bundan sonra yapmamalarını tavsiyem; lütfen konuşmuş olmak için konuşmayın lan. Kafa açmayın. Nolur.
Abbas Güçlü için söyleyecek sözüm kalmadı zaten artık.
Bırak öğrenciler alkışlıyor zaten fazla fazla gereksiz fazlalıkta hatta. Bir de sen alkışlama eylemlerine katılma. Mikrofonun açıkken yaptığın alkış sesi bir an için, etin ete değme sesini çağrıştırdı istemsiz bir şekilde.
Öğrencilere "Şener Şen filmlerini izleyeniniz var mı aranızda?" sorusunu sordu. Yetmezmiş gibi bir de sıvıyor sonrasında toparlamaya çalışırken. "Birden çok kez izleyenler, izlemeye doyamayanlar" şeklinde. Üff çok pis koktu lan.
Dört güzel video'yla kapatayım da sinirim geçsin bari.
Yazan
ilnevyA
Etiketler:
genç bakış,
ilnevya,
şener şen
22 Aralık 2010 Çarşamba
Tembelliğime
Son 3 gündeki yemek yeme performansıma bakınca, yazmanın zamanı geldiğini düşündüm artık. 3 gündür akşam saat 6 civarında tek öğün yemek yiyorum. İlk ve tek olan bu öğünün akşam 6 civarında yeniyor oluşunun sebebi de sabaha kadar yatmayıp akşama kadar kalkmamak tabi ki. Kalktığım gibi yemiyorum tabi yemeği. 15:00 civarında kalktım bu 3 günün ikisinde. 3 saat boyunca kalkıp birşeyler hazırlamaya üşeniyorum. Artık karnımdan gönderilen çağrılara kayıtsız kalamayınca da kalkıp ayarlıyorum bir şeyler. Birinde ise 12'de kalktım saat 3'e kadar oyalandım ve sonrasında Guitar Hero'ya gittik, ordan çıkınca yine 6 civarında yedim işte.Yaşanan bu son örnekten sonra daha geniş çaplı örneklere gelsin sıra. Arkadaşlarım arasında benden daha tembelini görmedim, benden daha tembel olduğunu iddia eden de olmadı zaten.
İlkokul 5. sınıftayken Anadolu Liseleri'ne giriş zamanı. Hani şu ilkokulun 5 yıl olduğu zamanlar işte. Biz onun son temsilcileriydik. O zamanlar dersaneye göndermişlerdi beni. Dersanenin verdiği Zirve dergisinin en arka sayfasında fıkralar, bilmeceler, bulmacalar olurdu. Annem ders çalış dedikçe geçer onları okurdum ders çalışıyomuş gibi yapıp. Annem de çalıştığımı zannederdi. Çocukluktan gelen bir şey benimkisi yani.
Üniversitenin ilk yılında yurttayız. İkişer kişilik odalarda kalıyoruz. Oda arkadaşım Emrah ve ben yataklarımızdayız. Gecenin kimbilir kaçıydı, yatacağız artık. Odanın ışığı açık ve ikimiz de üşeniyoruz söndürmek için. Emrah bana diyor söndür diye ben Emrah'a. Diretsem Emrah kalkacak ama aklıma bir fiki geliyor. Üst kattaki arkadaşımız Mustafa'yı arayalım diyorum ve arıyoruz. Uyumuş garibim; "noldu" diyor hafif ayıldıktan sonra telefonda. "Az bizim odaya gelsene" diye çağırıyorum. Geliyor odaya yine "noldu" diyor. "Şu ışığı kapatsana" diyoruz utanmadan. "Hay sokim size" diyip kapatıp gidiyor. Işığı kapatıp gitmesini uyku sersemi olmasına bağlıyorum. Sabah intikamını alıyor o ayrı.
Taha'yla beraber kaç gece ders çalışmak için uğraş verdik kimbilir. Taha'lara her gidişimde elimde notlarla giriyordum. Bilgisayarın başına oturuyorduk önce, nasılsa çalışırız diye. Youtube'u açtığımız anda o gecenin yalan olacağı da kesinleşmiş oluyordu tabi, video'dan video'ya atlamakta üstümüze yok. Gece 3-4'e kadar öyle takılıp duruyoruz sonra ben o getirdiğim notlarla geri dönüyorum. Boşuna taşımış olduğum notlara bakıp sövüyorum. Sabah erkenden okula gitme kararı alıyoruz gece ben onlardan çıkarken. Sabah okula gittiğimizde Taha çalışma çabası içinde oluyor, bana da "bak olm sen de işte şuralardan çıkcakmış" diyor. Benim anlık tepkim "Ammaaaaaaan pırrrtttt". Taha şimdi askerde. Bir ara çarşı iznine çıkınca okursun umarım. Kardişim.
Egemen lise sonda gelmişti bizim sınıfa 5.00 ortalamayla. Eğer bizim sınıfa gelmiş olup da benim yanıma oturmamış olsaydı şimdi daha iyi bir üniversitede okuyor olabilirdi. Eskişehir'e yanına gittiğimde oradaki arkadaşlarına beni "Size hep bahsettiğim arkadaşım vardı ya, benim böyle tembel olmamı sağlayan, dünyanın en tembel adamı" diye tanıtıyor. ÖSS sürecine son hızla giriş yapmış olan Egemen'in de hızını kesiyorum. Okulda derslerden kaçmalar, derslerde bahçede top oynamalar Egemen'in tattığı zevkler oluyor.
Yazma orucuna giren Ersin'e de benim tembelliğimle alakalı bir şeyler yaz dedim. 61 günü doldurmadığını söyledi. Ufak tefek söylediklerini ben derleyeyim bari. Mesela ben yatağımı toplamam hiç, akşama nasılsa açıp onda yatıcam diye. Bunun üzerine Ersin bana baya sövmüştür "Adam ultra tembel" şeklinde başlayan cümlelerle. Odamın dağınıklığı hakkında da şunu dedi; "aq senin eski kuşlar ölse üç ay bulamazdın cesedini öle bi yer."
Ekleme; Geçen halı saha maçında maçın sonları, orta sahada topla buluştum, önüm bomboş; gitsem karşı karşıya pozisyon. Orta sahadan kaleye vurdum. Pası veren arkadaş tam sövecekken top ağlarla buluştu. Hatta sövmeye başlamıştı gol olunca yarım kaldı. "Olm niye gitmedin bomboş önün" dedi. "Lan kim gidecek o kadar mesafeyi ya vurdum girdi işte" dedim.
Yazan
ilnevyA
Etiketler:
geçmiş zaman hikayeleri,
ilnevya,
tembellik
Tema Değişikliği
İlk açtığımızda siyahtı buranın rengi. Zamanla soldu. Yıkandıkça rengimiz açılıyor, eskiyoruz.
21 Aralık 2010 Salı
Guitar Hero
Şöyle bir yazı yazmıştım 1,5 ay kadar önce. Bugün kendi aramızda gerçekleştirdik kısmen bunu Guitar Hero sayesinde. 4 kişi olacaktık ama sonradan bir arkadaşın satışıyla 3'e düştük. Başlangıçta vokalsiz çaldık, bateri, gitar ve bas gitarlar ile. Sonrasında 3-4 yıl öncesinde olan tecrübemle mikrofonu kaptım. One'ı beceremedik davulları baya zor geldi arkadaşa. Zaten ilk oynayışımızdı, sahne çekingenliği vardı üzerimizde. Ama alıştıktan sonra o kadar zevkli hale geldi ki. Vokalde en çok keyif veren şarkılar benim için Fade to Black, The Memory Remains, Wherever I May Roam, No Leaf Clover, Toxicity oldu. Hele The Memory Remains'te "na na na na" kısmı o kadar süperdi ki. (Lafa bak na na na na kısmı ahahah.) Wherever I May Roam'da Gitar+Vokal, The Unforgiven'da Bateri+Vokal yaptım. Bateri+Vokal de acaip sarıyomuş lan. En kötü ihtimalle ayda bir, iyi ihtimalle iki haftada bir, çok iyi ihtimalle de haftada bir gitmek istiyoruz bu deneyimden sonra. İmkan olsa da eve alsak kursak. Hangisi olduğunu hatırlamıyorum şu an ama bir şarkıda 3'ümüz birden sıçtık. Seyirciden yumurta yağacak korkusu kapladı içimizi o derece. Baterinin bagetlerini kıranlar olmuş önceden oynayanlardan mekan sahibi söyledi biz başlamadan. Valla kendimin olsa moda girdikten sonra ben de kırabilirdim heralde.
Yazan
ilnevyA
20 Aralık 2010 Pazartesi
Yol Hikayeleri #5

Bu kadar kısa zaman içinde bir yenisinin olacağını ben de beklemiyordum vallahi. Çok sıradan başlayan yolculuk, Harem'de yanıma oturan Osman amca sayesinde anlatacak bir şeyler çıkardı ortaya. Aslında pek de mühim değil ama o ilk diyalog ilginçti.
Koltuğun arkasındaki televizyonu açmaya çalışırken ben ayarlıyım dedim, açtım istediği kanalı Osman Amca'ya. Sonra "nerelisin?" diye sordu bana "aslen Trabzon ama doğma büyüme Düzce" dedim her zamanki gibi. Öğrenci olduğumu söyledim Kayseri'de. Kendisinin de 1 ay izni olduğunu söyledi ben de memlekete gidiyorum işte dedi. Sonrasındaki diyalog;
- "Ne izni ki bu 1 ay?" dedim.
+ "Liglere ara verildi ya futbolcu benim oğlum. "dedi.
Amatör takımlarda mı oynuyo ki oğlu acaba diye düşünüp "hangi takımda" diye sordum.
+ "Fenerbahçe'de" dedi.
- "Altyapı'da mı oynuyo."
+ "Yoo A takımda"
- "Mehmet Topuz mu?"
+ "Evet."
- "Hadi ya." dedim şaşkınca.
Ulan bişeyler sorsam ama ne sorsam, aklıma da bişey gelmiyo. Şu Beşiktaş'a transfer olacakken Fener'e gitmesi hakkında konuştuk biraz. Osman Amca Galatasaray'lıymış öyle dedi. O transfer zamanında yapmış oldukları açıklamalara göz attım bugün. "Ailecek Beşiktaş'lıyız" demişler o dönem. Daha sonrasında da "Beşiktaş formasını Mehmet'e zorla giydirdiler" diye açıklamalar gelmiş. Mehmet Topuz'un da Galatasaray'lı olma ihtimali kuvvetli yani.
Transferin gerçekleşmesini de şöyle anlattı; "Benim villaya helikopterle geldi Aziz Başkan sabah 10'da, öğlen 1'de de aldı gitti Mehmet'i." Villasının adını bir kaç kez daha duydum konuşurken ara ara. "Aston Martin Villa" bu boru değil.
Kayseri'de bir arkadaşımı sordum kendisine; baya iyi futbol oynayan ama zamanında süper amatörde oynarken kendisine gelen 100.000 TL'lik transfer teklifini hocasına "gidiyim mi hocam" diye sorup "gitme" yanıtı alınca gitmeyen arkadaşım; Ufuk'u sordum. Genç oldukları zamanlarda bi Mehmet Topuz bi de Ufuk çok iyi olacaklar deniliyormuş duymuşmuydunuz dedim. Evet duymuştum dedi. Ah be Ufuk sen olacaktın belki de onun yerinde.
Ara ara ufak tefek muhabbetlerle geçti yolculuk. Dahası da var da burada anlatmıyım herşeyi. Uçakla gitmeyiş nedenini de kışın sisten dolayı inişin geciktiğini belirtip, havada beklemekten korktuğunu ima etti.İndiğimizde 4 tane büyük bavulu olduğunu gördüm. 1 ay için 4 bavulu sadece kendisi getirmiş! Aradı Mehmet'i, gelip onu almasını beklerken ben de servise doğru yol aldım iyi günler dileyip. İki de çayını içtim molada. Ziyade olsun Osman Amca.
Yazan
ilnevyA
Etiketler:
ilnevya,
mehmet topuz,
yol hikayeleri
15 Aralık 2010 Çarşamba
Size De Oluyor Mu?

Yazacak şeyler tükenir mi acaba düşüncesi, korkusu?
Günler geçtikçe ve yazdıkça yazacak şeylerin tükenmediğini farkedişimiz.
Bu aslında şu değil mi peki? Nasıl ki yaşadıkça yeni şeyler öğreniyoruz hayattan, yeni şeylerle karşılaşıyoruz. Zaten her günümüz aynı olsaydı, öğrenecek başka şeyler olmasaydı, düşünemeseydik ne kadar yaşanır olurdu hayat? Yeni filmler çekilmeseydi, yeni kitaplar yazılmasaydı, yeni şarkılar yapılmasaydı, sevdiğiniz her şey için düşünün yenileri olmasaydı; nereye kadar eskilerle idare edebilirdik, ne kadar daha onlarla alakalı konuşurduk?
Yeni filmler çekiliyor, yeni kitaplar yazılıyor, yeni şarkılar çıkıyor, yeni futbol yıldızları doğuyor. Tüm bunlar nasıl oluyorsa, bizler de yaşadıkça yazacak şeyleri buluyoruz sürekli.
Devamı olmayan, devam etmeyen şeyleri ne kadar az hatırlıyoruz mesela?
Hayat devam ediyorsa ve biz bu hayatı yaşamak zorundaysak, yaşamak istiyorsak keyif alarak yaşamayı da bilmeliyiz. Kendimize göre keyifli olması yeterli tabi.
Yazan
ilnevyA
Etiketler:
ilnevya,
size de oluyor mu,
yazmak
14 Aralık 2010 Salı
Olasılıksız İstatistik
Görüldüğü gibi Özgeçmiş sayfası çocuğu koymuş durumda. Şimdi birşey demek istiyorum izninizle. İşe mi alcaksınız lan? Ne bu özgeçmiş merakı? Bir de onu okuduktan sonra diğerlerine bakma gereği de duymuyor insanlar zaten. Heyecanla bakıyor adam aradığım CV bu olabilir diye, sonra hayal kırıklığına uğrayıp gidiyor.
Peki ya M.V.A.B. sayfasının en az tıklanan olmasına ne demeli. Ulan bir gizem var orda. MFÖ o albümü çıkaralı kaç sene olmuş. Kaçınız hatırlıyor onun "mazeretim var asabiyim ben" olduğunu. Tamam yazı çok dandik bir yazıydı, hiç okunası değildi, boşa okunacak bir şeydi ama. Bir tıkla gizemi gör, ikinci cümleden sonra kapatırsın. Mergiz sen tıkla bari, adına uysun!
"İstatistik ve Olasılık" 1 ve 2 derslerini toplamda 6-7 kez almışımdır. Birinde 94 vize 41 finalle kalmıştım hatta. Ama geçerken de ikisini de BA ile geçtim. GANO'mu 1.88 gibi yüksek bir değerde tutan derslerdir bunlar. O yüzden İstatistik ve Olasılık iyidir. Olasılıksız diye; bir şey yoktur, kitap vardır. Güzel kitaptır(Evet okudum, okuduğum 6-7 kitaptan birisi). Bir gün M.V.A.B en çok tıklanan olacaktır.
Yazan
ilnevyA
Etiketler:
ilnevya,
saçma sapan
13 Aralık 2010 Pazartesi
Yol Hikayeleri #4

4. yol hikayesi gelir mi demiştim. Geldi. Otobüste yanımdaki kişiydi bu hikayenin kahramanı.

Yol boyunca konuşup duruyordu yanımdaki adam. Beynimi kemiriyordu adeta. Yolculuk başladığında kendi halinde bir yolculuk yapacak izlenimi veriyordu. Otobüs kalkmak üzereyken de bir kağıda yazıp çizdi bir şeyler. Daha sonra da benle muhabbet etmeye başladı. Çıktığı bu yolculukta cebindeki son 8 liranın 4 buçuğunu L&M sigarasına verdiğini söyledi. 1 lirayla da kek alıp yemiş. Banane ulan senin sigarandan manyak diyorum içimden. İstersen 7 liraya Marlboro al, 1 lirayla da tuvalete git molada. Hem uzun yola gidiyorsun, hem de cebindeki 3-5 kuruşu sigaraya veriyorsun. Nasıl salaksın lan sen. Yediğin keki bana niye söylüyosun.

Yolculuğun devamında, yolculuk öncesinden de anlatacakları var kahramanımızın. Cebindeki 50 yeni kuruş olarak bildiğimiz; adı yeni kuruş, kendisi artık eski kuruş olan 50 kuruşu harcayamamaktan şikayetçiydi. Önce otobüs bileti doldururken denemiş, yememiş biletçi bu artık geçmiyor diye. Sonra da markette denemiş, orası da yemeyince ümidi kesmiş artık. Halbuki çok değerli bir paraydı onun için harcanabilen bir para olsa.
İlk mola oldu, otobüsten indik, mola bitimine doğru yeniden otobüse bindiğimde Discman'inin pilinin bittiğini fark etti çocuk. Otobüsün kalkmasını kısa bir süre kaldığı için koşar adımlarla gitti markete. Geri geldiğinde de gülüyor bir yandan. Adam içinde bulunduğu bu durumdan keyif de alıyor yani. 2 tane pil almış 1 liraya en adisinden, yeter mi acaba yol bitene kadar diye bana soruyor. Ne bileyim lan ben? Git Duracell Müşteri Hizmetlerine sor, "en dandik pil ne kadar dayanır?" diye. Cebinde artık 1 buçuk lirası kalmış. Molada tuvalete gidememiş haliyle, son parayı harcamamak için. Tuvaletler de maşallah 1 tl. Param olsa da vermem abi diyo. Bak burda haklısın dedim, işemek bu kadar pahalı olmamalı. Kibar Feyzo'daki şu sahne geldi aklıma yine.
Böyle böyle devam etti gitti işte. Bu şekilde bir yolculuğu yapmayı da aslında kendi istediğini anlattı, biraz heyecan olsun istediğini söyledi falan filan işte.
Ersin aldı otogar'dan beni ve eve geçtik. Olanları anlattım, cebimden L&M paketini çıkarınca Ersin "Adam fakirlikten L&M içiyo ya" dedi, yarıldık, koptuk, çatladık filan.
Evet, yani, aslında yanımdaki ben'dim.
Yazan
ilnevyA
Etiketler:
ilnevya,
yol hikayeleri
10 Aralık 2010 Cuma
İstanbul Huniversitesi
Yarın bir aksilik olmazsa Ekşi Sözlüğün İstanbul Huniversitesi zirvesinde olacağız Ersin'le. Gidecek olanlar varsa karşılaşırız belki.
Detaylı bilgi için tıkla;
Yazan
ilnevyA
9 Aralık 2010 Perşembe
Yolculuk
Önce İzmit'e, sonra İstanbul'a, sonrasında da Düzce'ye. Bu yolculuk önemli. Sıfırdan başlamak için önce biraz moral. Bu yolculuk sırasında belki Yol Hikayeleri #4 için yazacak bir şeyler çıkar hem. Önceki 3'ü arşivin tozsuz sayfalarında. Baya öncenin yazıları oldular artık. 4. yol hikayesiyle dönebilmek ümidiyle giderken, okumayanlar ve okumak isteyenler için kaçırılmayacak fırsat.
Yol Hikayeleri #1
Yol Hikayeleri #2
Yol Hikayeleri #3
Yol Hikayeleri #1
Yol Hikayeleri #2
Yol Hikayeleri #3
Yazan
ilnevyA
Etiketler:
ilnevya,
yol hikayeleri
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)